İlim Deryasi.com
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR İLAHİLER OYUNLAR DOSYALAR SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

Eposta Kayıt






hepsi burada

C- İTNÂB

C- İTNÂB

Tarih 19 Ağustos 2010, 18:47 Editör Admin

C- İTNÂB

C- İTNÂB

 

İtnâb; sözlükte, fiilinin masdan olup sözü uzatmak mânasına gelir.[56]Terim olarak; herhangi yeni bir fayda için, maksadı, alışılagelmiş ibareden fazla ibare ile ifâde etrasğe"itnâb" denilir.[57]

İtnâb'ın kısımları:

İtnâb, bir kaç şekilde yapılır:

a) Umuma delâlet eden lafızdan sonra husu­sa delâlet eden lafzı söylemek suretiyle yapılır: Bu işlem, hususa delâlet eden lafzın üstün olduğuna dikkati çekmek için yapılır.

b) Hususâ delâlet eden kelimenin şanına Önem vererek, ondan sonra, umûma delâlet eden bir kelimeyi söylemek suretiyle

yapılır.

c) Mânayı, dinleyicinin zihnine yerleştirmek için, üstü kapalı anlatımdan sonra konuyu açıklamak suretiyle yapılır.

d) Herhangi bir maksat için bir lafzı tekrarlamak suretiyle yapılır:

Mânayı, zihne yerleştirmek veya bir şeye üzülmek veyahut aradaki fasılanın uzun olmasından dolayı lafız tekrarlanır.

e) Ara söz yoluyla (itiraz): Bu da; bir cümlenin değişik unsurları veya mâna bakımından birbirine bağlı olan iki cümle arasına, bir gaye için irapta yeri olmayan bir veya daha fazla cümleyi kat­maya itiraz denilir.

f) Ek yapmak suretiyle: Bu da; cümleyi pekiştir­mek gayesiyle, bir cümleden sonra aynı mânaya gelen diğer bir cümleyi zikretmekle yapılır. Bu da iki kısma ayrılır:

aa) Ya mâna bakımından müstakil ve önceki cümleye ihtiyacı bulun­madığı için, darb-ı mesel şeklinde icra edilir.

bb) Bir önceki cümle ile alakası bulunduğu için, darb-ı mesel şeklinde icra edilmez.

g) İhtiras (Sakınmak ve korunmak) için: Sakın-mak; kendisinden kasdedilen mânadan ayrı manâ anlaşılan bir sözden, bu şüpheyi ortadan kaldıran bir şey ilâve etmek suretiyle yapılır.[58]

İtnâb ile ilgili bazı misaller:

a) Umuma delâlet eden lafızdan sonra hu-susa delâlet eden lafzı söylemek suretiyle yapılır: Bu işlem, hususa delâlet eden lafzın üstün olduğuna dikkati çekmek için yapılır.

«Derslerinize ve Arapçaya çalı-siniz!» Buradaki itnâb'ın faydası, hususi olarak kendisine işaret edilen Arapçanm üstün olduğuna dikkati çekmek içindir. Sanki Arapça, değerinin yüceliğinden dolayı, kendisinden önceki derslerden ayrı olan değişik bir cins gibidir.[59]

«O gece melekler ve Cebrail Rablerinin izniyle, ... inerler.[60]

«Namazlara ve orta nama­za (ikindiye) devam edin!»[61]

onlardan olduğun halde, şayet insanlardan üstün isen (bunda hay-edilecek bir şey yoktur.) Çünkü misk, ceylan kanının bir kısmıdır.»[62]

Şair, bu beyitte; önce insanları genel olarak zikretmiş, sonra övdüğü şahsı İkinci kez ceylanın kanından yapılan miske benzeterek övmüştür.

Nice babalar, oğlu ile şerefin zirvesine yükselmiş. Adnan oğulları Allah'ın elçisi (Hz. Muhammed) ile yüceldiği gibi.»[63]

b) Hususa delâlet eden kelimenin şanına önem vererek, ondan sonra, umûma delâlet eden bir kelimeyi söylemek sure­tiyle yapılır.

«....Rabblerinden Musa'ya, isa'ya ve bütün peygamberlere verilene (imân ettik.)»[64]

«Rabbim ! Beni, anne-babamı, iman etmiş olarak evime girenleri, iman sa­hibi erkekleri ve kadınları bağışla.»[65]

«Robbimiz! Herkesin hesaba çekileceği günde, beni annemi ve babamı ve bütün müminleri affet! »[66]

c) Mânayı, dinleyicinin zihnine yerleştirmek için, üstü kapalı anlatımdan sonra konuyu açıklamak suretiyle yapı­lır.

«BizLuta şu kesin emri vahyettik: Bu kâfirler sabaha çıkarken muhakkak kökleri kesil­miş olacaktır. »[67]

d) Herhangi bir maksat için bir lafzı tekrarla­mak suretiyle yapılır:

Mânayı, zihne yerleştirmek veya bir şeye üzülmek veyahut aradaki fasılanın uzun olmasından dolayı lafız tekrarlanır.

'Antere b. Şeddâd (öl.M.600), "Mu'allaka"sının bazı rivayetlerinde şöyle demiş:

«Mızraklar, yağız atın göğsünde kuyu ipleri gibi bağlı iken Antere diye çağırırlar. Kılıçlar, karanlık bir bulutta şimşek parıltıları gibi parlar iken Antere diye çağırırlar.»[68] Bu beyitte "tekrar'Var.

e) Hasret çekmek için tekrar yapılır:

Şâir'in şu beytinde olduğu gibi (iki kelime arasındaki mesafenin) fazla uzun olmasından dolayı itnâb yapılır:

«Ey Ma'n'ın mezarı! Sen yeryüzünde cömertlik yeri olmak üzere kazılan ilk çukursun. Ey Ma'n'ın mezarı! Yeryüzü ve deniz ondan faydalanırken sen nasıl onun cömertliğini toprakla Örttün?!»[69]

«Hapis, bukağı, Özlem, gurbet ve dostun uzaklığı mı? Şüphesiz ki; bunlar gerçekten büyük şeylerdir.» «Eğer bir adam, verdiği sözleri bu şekilde ye­rine getirmeye devam ederse muhakkak, o adam cömerttir,»[70]

f) Ara söz yoluyla (itiraz): Bu da; bir cümlenin değişik unsurları veya mâna bakımından birbirine bağlı olan iki cümle arasına, bir gaye için irapta yeri olmayan bir veya daha fazla cümleyi kat­maya itiraz denilir.

en-Nâbiğatü'1-Ca'dî (Kays b. Abdullah ) (Öİ.50/670), bir şiirinde şöyle demiş:

«Biliniz ki; Sa'dğarı- biliniz ki; onlar yalan söylüyorlar- benim yaşlı bir ihtiyar oldu­ğumu iddia ettiler.»[71]

Kendisine selam veren Abdullah b. Tâhir'in selamını duymayan 'Avf b. Muhallim'in şu beytinde olduğu gibi:

«Şüphesiz seksen yaş -ki; sende bu yaşa eresin- kulaklarımı, bir tercüma­na muhtaç etmiştir.»[72]

«Allah'tan -ki Onu noksan vasıflardan tenzih ederim-, sana sıhhat bağışlamasını dilerim.»[73]

«Eğer cimriler -ki sen de onlardansın- seni görselerdi, borçlarım, vade­sinde Ödememeyi senden öğreneceklerdi.»[74]

g) Ek yapmak suretiyle: Bu da; cümleyi pekiş­tirmek gayesiyle, bir cümleden sonra aynı mânaya gelen diğer bir cümleyi zikretmekle yapılır. Bu da iki kısma ayrılır:

aa) Ya mâna bakımından müstakil ve önceki cümleye ihtiyacı bulun­madığı için, darb-ı mesel şeklinde icra edilir.

el- Hutay'e (51.45/665), bir şiirinde şöyle demiş:

«övgü için malını veren bir genci ziyaret ediyoruz. Kim övgülerin fiyatım verirse , o övülür. »[75]

bb) Bir önceki cümle ile alakası bulunduğu iç'm,"darb-ı mesel" şeklinde icra edilmez.

İbn Nübâte es-Saîdî (51.405/1015), bir şiirinde şöyle demiş:

«Senin cömertliğin bafîa umduğum hiç bir şeyi bırakmadı. Sonra (cömertliğinle) beni ümitsiz bir halde dünyaya arkadaşlık edecek şekilde bıraktın. »[76]

«Çalışmasından dolayı Ali'yi Ödüllendirdim. Çalışkanlardan başkası ödüllendirilir mi?»[77]

h) İhtiras (Sakınmak ve korunmak) için: Sakınmak; kendisinden kasdedilen mânadan ayrı manâ anlaşılan bir sözden, bu şüpheyi ortadan kaldıran bir şey ilâve etmek suretiyle yapılır. Bu ilâve, cümlenin ortasında veya sonunda olabilir.

İbnü'l-Mu'tezz, Abdullah b. Muhammed(ol.296/909), bir atı överek şöyle demiş:

«O ata (zulmederek) sopalarımızı onun üzerine döktük (yâni onu dövdük). Böylece süratli (hareket eden) eller ve ayaklar onu uçurdu.»[78]

Tarafa b. el-'Abd'm şu beytinde olduğu gibi:

«Senin arazini, bahar yağmuru şimşeksiz ve yıldınmsız, ona zarar verme­den sulasın. Taze ve yeşil kılsın. »[79]

Şâir bu beytin birinci mısraında; "ona zarar vermeden" ibaresi ile, "sele sebep olacak zararlı yağmurların yağmasını istemek" gibi kasdetmediği bir vehmi ortadan kaldırmıştır.

ı) Tevşî'

Bir cümlenin sonunda iki isim İle açıklanan bir kelimeyi zikretmektir. Bu isimlerin ikincisi, birincisine atıf edilir. Hz. Peygamberin şu hadisinde olduğu gibi:

« ihtiyarlar, fakat onun iki hasleti genç kalır: (Bunlar­dan biri) Mal'a karşı hırslı olmak, (diğeri) yaşama hırsıdır.»[80]

«ihtiyarın gönlü iki şeyin sevgisine karşı genç kalır: Uzun Ömür ve fazla. mal[81]

«iki haslet bir müminde bir araya gelmez: Cimrilik ve kötü ahlak.»[82]

«Zaman, iki gündür: Bir gün le­hine, bir gün de aleyhinedir.»[83]

 ilim, iki ilimden ibarettir: Dinler için, Fıkıh ilmi, bedenler için de tıbb ilmidir.»[84]

i) Terdîd: Bir lafzı, farklı kelimelerle tekrarlamaktır. Aşağıdaki hadiste; kelinieleri birkaç defa tekrarlanmıştır.

«Cömert kişi Allah'a yakın, cennete yakın, insanlara yakın ve cehennem ateşinden uzaktır. Hasîs insan Allah'tan uzak, cennettten uzak, insanlardan uzak ve cehennem ateşine yakındır. Cömert cahil, ibadet eden cimriden Allah'a daha sevimlidir.»[85]

Şayet fazla ibarede bir fayda yoksa, bu ibare iki kısma ayrılır:

a) Tatvîl (uzatmak):

 Cümle içinde, fazla olan ibare belli değilse bu sözde tatvîl var denilir.[86] 'Adî b. Zeyd'in (öl. M.604), "Zebbâ" adlı bir kraliçe tarafından evlenme vaadiyle kandırılarak davet edilip öldürülen "Cezîme" adındaki kral hakkında söylediği şu beyiti "tatvîF'e örnektir:

«(Zebbâ, Cezîme'nin bileğindeki) iki atar'damara bitişik derisini kesti. O (Cezîme), onun (Zebbânın) sözünü yalan ve saçma olduğunu anladı.» Bu beyitin sonundaki kelimelerin her ikisi aynı mânayı ifâde eder. Hangisi atılırsa mâna değişmez. Bunun için fazla olan belli değil­dir.[87]

b) Haşv : Cümlede fazla olan ibare belli ise, o ibare haşv (yâni lüzumsuz söz) ismini alır.[88]

«bugünün ve bugünden önce geçen dünün (geçmiş zamanın) ilmini bilirim. Ancak yarının (geleceğin) ilmine karsı aciz ve basiretsizim (Yâni; yarın ne olacağım bilmem.)» Birinci mısradaki kelimesi fazladır. Çünkü kelimesi aynı mânayı ifâde eder.[89]

a) İtnâb ile ilgili bazı ayetler:

1) " kapalı anlatımdan sonra konuyu açık­lamak suretiyle itnâb yapmakla ilgili ayetler:

«Bildiğiniz şeyleri size veren, size davarlar, oğullar, pınarlar ihsan eden (Allah'a karsı gelmekten) sakının!»[90] Şeytân ona (Ademe) vesvese verdi: «Ey Adem! Sana Ebedilik ağacını ve yok olmayan bir mülkü göstereyim mi? dedi.»[91]

2) Herhangi bir maksat için bir kelimeyi tek­rarlamak suretiyle yapılır: aa) İki kelime arasındaki mesafe çok uzun olursa:

«Yoksa o ülkelerin halkı, azabımızın onla­ra uyurlarken gece gelmeyeceğinden emin midirler? Ve yine o memleketler halkı, azabımızın kendilerine kuşluk vakti eğlenirlerken gelmeyeceğinden emin midirler? Yoksa onlar, Allah'ın kendilerini ansızın yakalayıver-meşinden emin mi oldular? Allah'ın, ansızın yakalamasından ancak hüs­rana uğrayan bir topluluk emin olur.[92]

bb) Töhmeti ortadan kaldıran bir şeye, fazla dikkati çekmek için ve sözün kabul görmesi gayesiyle:

iman etmiş olan kim­se dedi ki: Ey cavmim! Bana uyun ki size doğru yolu göstereyim. Ey kav-fnim! Bu dünya hayatı ancak geçici bir menfaatten ibarettir. Ahiret ise durulacak karar yurdudur» [93]

cc) Yapılan uyarıyı pekiştirmek gayesiyle itnâb yapılır:

«Hayır! Yakında bileceksiniz.

Yine hayır! Yakında bileceksiniz.»[94]

«Kapıları çalacak olan o dehşetli hadise. Nedir o dehşetli hadise? O dehşetli hadisenin ne olduğunu

sen nereden bileceksin? »[95]

«Ceza günü nedir misin? Nedir acaba o ceza günü?»[96]

3) Ara söz yoluyla (itiraz):

Şu âyette olduğu gibi:

«Onlar, kızları Al-lah'a,-ki Allah bunlardan münezzehtir- beğenip hoşlandıklarını (erkek çocukları) da kendilerine nisbet ediyorlar:»[97]

4) Ek yapmak suretiyle: Bu da cümleyi pekiştirmek gaye­siyle, bir cümleden sonra aynı mânaya gelen diğer bir cümleyi zikretmekle yapılır. Bu da iki kısma ayrılır:

aa) Ya mâna bakımından müstakil ve önceki cümleye ihtiyacı bulun­madığı için, darb-ı mesel şeklinde icra edilir.

«Yine deki; Hak geldi, batıl yıkılıp gitti. Zaten batıl yıkılmaya mahkumdur. »[98]

a. «Ben nefsimi temize çıkar­mak istemem. Çünkü nefis kötülüğü emreder.»[99]

Ey Muhammed ! Biz senden önce hiç bir beşere ebedilik vermedik. Sen Ölürsen sanki onlar baki mi kalacaklar? Her canlı ölümü tadar.[100]

bb) Bir önceki cümle ile alakası bulunduğu için, darb-ı mesel şeklinde icra edilmez.

« Nankörlük ettikleri için, onları 'böyle cezalandırdık. Biz nankörden başkasını cezalandırır miyız?[101]

aranızda adaletle yazsın. Hiçbir kâtip Allah'ın kendisine öğrettiği (emrettiği) gibi yazmaktan geri dur-

ni asın.» [102]

kan-koca'nın 'aralarının açılmasından korursanız, erkeğin ailesin­den bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin.»[103]

«Babacığım! Ben (rüyamda) onbir yıldızla güneşi ve ayı gör­düm;'onları bana secde ederlerken gördüm.;[104].

m/m/ Dedi, bu elçilere uyunuz. Sizden herhangi bir ücret istemeyen bu kimselere tâbi olun, onlar hidâyete ermiş kimselerdir. »[105]

eden kimse: Eykavmim! dedü'siz bana uyun, sizi doğru yola götüreceğim. Ey kavmim! Şüphesiz bu dünya hayatı, geçici bir eğlencedir. Ama ahiret, gerçekten kalınacak yurttur,[106]

«Allah o (yüce) varlık ki, emri gereğince denizde yüzmek üzere gemileri ve lütfedip verdiği rızkı aramanız için denizi size hazır hale getirmiştir. Umu­lur ki şükredersiniz. O, göklerde ve yerde ne varsa hepsini size boyun eğ-dirmiştir.[107]

«Kendilerine kulaklar, gözler ve kalbler vermiştik. Fakat kulakları, gözleri ve kalbleri kendilerine bir fayda sağlamadı.[108]

«içinde bozulmayan sudan ırmaklar, tadı değiş-meyen sütten ırmaklar, içenlere lezzet veren şaraptan ırmaklar ... var­dır. [109]

«Köre vebal yoktur, topala da vebal yoktur, hastaya da vebal yoktur. > [110]

« onlardan rızık is­temiyorum. Beni doyurmalarını da istemiyorum.»[111] «Bilakis kıyamet onlara va'dedilen asıl saattir ve o kıyamet daha belalı ve daha acıdır.»[112]

«5m Allah'ın , kötülük edenleri yaptıklarıyla cezalandırması, güzel davra­nanları da daha güzeliyle mükâfatlandırması içindir.»[113] (zihâr yapanların) kadınları onların anaları değildir. Onların anaları ancak kendilerini do­ğuran kadınlardır.»[114]

Not: îtnâbı gerektiren durumlar ve sebepler şunlardır: -Mânâyı takviye etmek, maksadı iyice açıklamak ve pekiştirmek, şüpheyi ortadan kaldırmak,

- Aşiretleri barıştırmak için yazılan yazılarda,

- Övgülerde, kınamada, vaaz ve irşadda, hicivde,

- Genel konularla ilgili hitabette, tebrik etmede, kutlamada,

- Hükümetin halk için yayınladığı genelgelerde,

- Valilerin başkanlarına ve âmirlerine yazacakları mektuplarda memleketin Önemli meselelerini onlara bildirmek için,

-  Hükümetin, düşmandan sakınmaları için halk için yazdığı yazılarda vs.[115]



[56] el-Kâmûs, s. 141; Mu'cemü'l-mekâyis fi'l-tuğa, s. 625; Lisânü'l-'arab, 1/563; el-Belâğatü'l-'arabiyye, 2/60; Mu'cemü'î-mustalahâti'l-'arahiyye, s. 133.

[57] ei-Hayavân, 6/8; Kitabü's-sına'ateyn, s. 190; Miftâhu't-'ulûm, s. 277; et-Ta'rîfât, s. 46-

47; el-îzâh, 1/301; Muhtasam'l-me'âm, s. 257, 264; el-Meselü's-sâir, 2/120, 145; el-Külliyyât, s. U\Keşşâfü ıstılâhâü'i-fünûn, 2/901-904; el-Belâğatul-vâzıha, s. 250-251; hmiVl-Me'âm, s. 186-188; Cevâhiru'I-betâğa, s. 226-227; el-Câmı", s. 87; 'Ulûmü'l-belâğa, s. 173,174; el-Belâğatü'l-'arabiyye, 'İlmü'l-Me'ânî, s. 407-408; el-Belâğatü'l-'arabiyye, 2/60; Mecâmi'u'l-edeb, İlm-i Me'ânî, s. 224-225; Mu'cemü'l-mustalahâti'l-'arabiyye, s. 49; Mu'cemü'l-mustalahâti'l~belâğiyye, s. 133; Mu'cemü'l-belâğati'l-'arabiyye's. 3S&-3&9; Edebiyat Lügati, s. 76; Edebiyat Bilgi ve Teorileri, s. 118.

[58] el-hâh, 1/130; el-Mutavvel. s. 294; Muhtasaru'l-me'ânî, s. 257, 264; Keşşâfü ıstılâhâti'l-fünûn, 2/903-904; el-Belâğatü'l-vâzıha, s. 250-251; İlmü'l-Me'ânî, s. 188-201; Cevâhiru'l-betâğa, s, 228-234;   el-Câmi s. 89-99;   'Ulûmü'l-belâğa, s. 175-181; e/-Belâğatü'l-'arahiyye, 'İlmü'l-me'ânî, s. 407-408; el-Belâğatü'l-'arabiyye, 2/62-118; Mu'cemü'l-mustaiahâti'l-belâğiyye, s. 134-143; Mu'cemul-belâğati'l-'arabiyye, s. 113, 236, 394, 414, 428, 587, 596, 737, 740.

[59] el-Belâğa. s. 30.

[60] Kadir suresi, 97/4.

[61] Satara wm/, 2/238; ayrıca bk., el-Bürhân, 2/466; e/-/z<î*, 1/303; el-Mutavvel, s. 292;Mu'terakü'l-akrân, 1/271; el-İtkân, 2/861;   Cevâhim'l-belâğa, s. 228

[62] el-Bürhân, 2/464; el-Kavlul-ceyyid, s. 260-261.

[63] el-Bürhân, 2/464; el-Kavlü'l-ceyyid, s. 260-261.

[64] Âl-i İmrân suresi, 3/84.

[65] İbrahim suresi, 14/41.

[66] İbrahim suresi, 14/41.

[67] Hıcr suresi, 15/66.

[68] el-BetâğarüTvâziha, s. 247; el-Belâğatul-'arahiyye, 2/7.

[69] et-Belâğatü'l-vâzıha, s. 249; el-Belâğatü'l-'arabiyye, 2/65; İimü'l-Me'âm, s. 191;Mu'cemü'l-belâğati'l-'arabiyye, s. 583.

Bir Garip Kul12 Temmuz 2011

Tarihte Bugün

Bir kişinin veya bir eserin bu sitede bulunması, bu siteyi hazırlayanların bu kişiyi desteklediği anlamına gelmez. Bu sitenin amacı bu eserleri kullanıcılarının değerlendirmesine sunabilmektir. Sahibinin herhangi bir isteği olursa, eser siteden derhal kaldırılacaktır. lisans ihlalin İletişim sayfamızdan bize bildirebilirsiniz
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi