İbn-i Sina (980-1037)

Admin 27 Eylül 2010, 01:06 Biyografiler
İbn-i Sina (980-1037)


Türk-İslam Felsefecisi ve Hekimi İbn-i Sina Buhara yakınlarındaki Efşene Köyünde doğdu (980).

 Künyesi Ebu'l Ali olup, İbn-i Sinâ adıyla meşhur oldu. Batı aleminde Avicenne adıyla tanındı. Aslen Belh'li ve iyi bir ilme sahip olan babası Abdullah, Buhara'ya yerleşmişti. Evleri Felsefe, Geometri ve Hint Matematiğiyle ilgili konuların tartışıldığı bir merkez halini almıştı. Kuvvetli bir hafızaya sahip olan İbn-i Sina, küçük yaşta dikkatleri üzerinde topladı. Önce Kur'an-ı Kerim'i ezberledi. Ebû Bekir el-Bekri'den dil ve edebiyat öğrenimi gördü. Fıkıh ve diğer dinî ilimlerde yüksek bir düzeye ulaşan İbn-i Sina, babasından da Geometri, Aritmatik ve Felsefe alanlarında ilk bilgilerini aldı. Ardından Mahmud el-Messâh'tan Hint Aritmetiği, Ebû Abdullah el-Nâtilî'den Mantık dersleri aldı. Nâtilî Buhara'dan ayrılınca, İbn-i Sina Fizik, Matematik ve diğer felsefî konularda iyi bir donanıma sahip olduktan sonra tıp tahsiline yöneldi. İbn Sina, diğer alanlarda olduğu gibi bu alanda da hocalarından bir müddet dersler aldıktan sonra, tıpla ilgili eserleri kendi kendine okumaya başladı. Bu suretle tıp ve eczacılıkta teoriden pratiğe geçerek, bilgilerini ileri bir düzeye ulaştırdı.

Aristo'nun "Metafizik" adlı eserini defalarca okumasına rağmen, Arapça çevirisinin iyi olmayışından dolayı anlayamamış, fakat; Farabi'nin "el-İbâne" adlı eserini okurken, Aristoteles felsefesini ve metafiziğini çözebilmiştir. Felsefe ve tıp alanında oldukça ün kazanan İbn Sina, Sasani Hükümdarı (Buhara Prensi) Nûh b. Mansûr'u yakalandığı ağır hastalıktan kurtararak, daha on sekiz yaşında iken saray hekimliğine getirildi. Bu görev ona zengin saray kütüphanesine girerek tıpla ilgili eserleri okuma ve inceleme imkanı sağladı. İbn Sina, yirmi yaşındayken babasını, bir müddet sonra da haâmiîsi Sâmânî Hükümdârı Nûh b. Mansur'u kaybetti. Buhara'da kargaşa çıkması üzerine Hârizm'e giderek, Harezmşah Ali b. Me'mûn'un sarayına yerleşti. Filozof tabiatlı, erdemli ve sevilen bir kişi olan Emir Ali, İbn Sina'ya burada kaldığı müddetçe maaş bağladı. Emir'in sarayında Birûnî, Ebû Sehl el-Mesîhî, İbnü'l-Hammâr, İbn-i Tayyib ve Ebû Nasr el-Irâkî gibi âlimler de bulunuyordu. İbn Sina ile Birûnî arasında fizik ve astronomiye dair bazı münazaralar bu sıralarda gerçekleşti. Alimler dostluk havası içerisinde ilmî faaliyetlerini sürdürürken Gazneli Mahmud, Emir Ali b. Me'mûn'a bir mektup göndererek meclisindeki alimleri kendi sarayına göndermesini istedi. İbn Irâkî, İbnü'l-Hammâr, İbn-i Tayyib ve Birûnî daveti kabul ederken, İbn Sinâ ve Ebû Sehl el-Mesîhî gitmemeye karar verdiler. Ancak Harezm'de kalmayı da tehlikeli görerek oradan ayrıldılar. Gazneli Mahmud, İbn Sinâ'yı buldurmak için resmini yaptırıp çoğalttırarak çeşitli bölgelere gönderdiyse de bir sonuç elde edemedi. İbn Sinâ; Nesâ, Bâverd, Tûs, Şakkân, Semnîkân, Câcerm ve Dihistan'a uğradıktan sonra Cürcân'a gitti. Burada kendisinden hiç ayrılmayan ve biyografisini kaleme alan Ebû Ubeyd el-Cûrcânî ile tanıştı. Ebû Muhammed eş-Şîrâzî'nin ona bir ev satın alması ve bazı imkânlar tanıması, Cürcân'da rahat bir ortama kavuşmasına vesile oldu. Böyle bir ortamda İbn Sinâ bir yandan eserlerini kaleme alıyor, bir yandan da ilmî ve felsefî konularda dersler veriyordu. Cürcân'da iki yıl kalan İbn Sina, Rey'e giderek Büveyhi Devleti valisinin oğlu Mecdüddevle'yi yakalanmış olduğu melankoli hastalığından kurtardı. Kazvin'e, oradan da Hemedan'a geçti. Büveyhî Hükümdarı Şemsüddevle'yi iyileştirmek için onun sarayında bulundu. Bu arada hükümdarı iyileştirmeyi başaran İbn Sina bir çok mükafatla birlikte hükümdarın dostluğunu kazandı ve Şerefü'l-Mülk ünvanı ile vezirlik görevi aldı. Şemsüddevle'nin Karmîsîn Seferi yenilgiyle sonuçlanınca, ordu içinde huzursuzluklar, ardından da isyan çıktı. İbn Sinâ'nın evini kuşatan isyancılar onu hapse atıp bütün mallarına el koydular. Ayrıca hükümdardan filozofun öldürülmesini istediler. Bu isteği kabul etmeyen Şemsüddevle, onu vezirlikten uzaklaştırdı. İbn Sina kırk gün Şeyh Ebû Sa'd ed-Dahdûk'un evinde gizlenmek zorunda kaldı. Yeniden hastalığı nükseden Şemsüddevle'yi tekrar tedaviye başlayan İbn Sina yeniden vezirlik makamına getirildiği gibi, daha çok ikram ve iltilafa nâil oldu. Bu arada öğrenci yetiştirmeyi de ihmal etmiyordu. Gündüzleri devlet işleriyle meşgul olduğu için, geceleri de dersler veriyordu.

 Büveyhi Hükümdarı Şemsüddevle'nin ölümünden sonra yerine geçen oğlu Şemâüddevle, İbn Sinâ'dan vezirlik görevini sürdürmesini istedi. O bu görevi kabul etmedi. Bu tavrı yüzünden Büveyhilerle arası açıldı. Hemedan'da bir süre gözden uzak olarak Ebû Gâlib el-Attâr'ın evinde kaldı. Bu arada Büveyhilerle arasındaki gerginlik gün geçtikçe arttı. Kendisine düşmanlık besleyen bazı kişilerin de aleyhinde bulunması üzerine Ferdecân Kalesi'ne hapsedildi. Kalede dört ay kalan İbn Sinâ burada, " el-Hidâye, Hay b. Yakzân ve el-Kulunç" adlı kitaplarını yazdı. Kâkûyiler Hükümdarı Alâüddevle'nin Hemedan'ı zaptetmesi üzerine serbest bırakıldı ve Hemedan'da vezirlik yapan Ebû Talib el-Ulvi'nin evinde kaldı. Burada kaldığı süre içerisinde de "eş-Şifâ"nın yarım kalan mantık bölümünü bitirdi. Bir süre sonra Alâüddevle'nin meclisine katılan İbn Sinâ burada saygı gördü. Kâkûyîler Hükümdârı Alâüddevle'nin İbn Sinâ'yı vezirliğe getirdiğini ve en önemli işleri onun yetkisine bıraktığını ifâde eden Nizâmî-i Arûzî, "Gerçek şu ki, Aristo'nun İskender'e vezir olmasından sonra, hiç bir hükümdara Ebû Ali gibi bir vezir nasip olmamıştır" demektedir.

Alâüddevle'nin düzenlediği ilmi toplantılar filozofun şöhretinin Isfahan çevresinde de yayılmasını sağladı. Bu dönemde ilmî çalışmalarını da sürdüren filozof, eksik kalan eserlerini de tamamlamaya çalıştı. Matematik, astronomi ve musikî konularında yazmış olduğu bir kısım eserlerini daha da geliştirdi. Ayrıca takvimlerdeki yanlışlıkları düzeltmek için hükümdarın emriyle astronomiye ilişkin gözlemlerde bulundu. Isfahan'da sakin bir hayat süren İbn Sinâ, Gazneli Hükümdarı Sultan Mesud'un Isfahan'ı almasından sonra, evinin ve kütüphanesinin yağmalanması üzerine büyük bir sıkıntı geçirdi. Sağlığı bozulmuş, o dönemde yaygın olan kulunç (kolik) hastalığına yakalanmıştı. Kendisini tedavi etmeye çalışan İbn Sinâ, birara sağlığına kavuşur gibi oldu. Alâüddevle Hemedan'a sefere çıktığında İbn Sina onunla beraber bulunuyordu. Yolda tekrar hastalandı ve Hemedan'a ulaştıklarında vefat etti (1037). Kabri Hemedan'dadır. İbn Sina Batılı düşünürler arasında en çok Aristoteles'in, Doğulu düşünürler arasında ise, Farabi'nin etkisi altında kaldı. Farâbî akıcılığı ile, Ebûbekir Râzî deneyiciliğini biraraya getirerek kendi felsefesini oluşturdu.

 Ona göre, "akıl ilkeleriyle, deneyler birleşerek birbirlerini bütünler ve yaşantımızı oluştururlar. Bu oluşumda, gözlemin de ayrı bir yeri vardır. Bilginin gelişmesinde; akıl, deney, gözlem aynı derecede önemlidir." İbn Sina yaşamı süresince; felsefe alanında akılcı, tıpta deneyci, doğa bilimlerindeyse gözlemci olmuştur. Tıp, matematik, mantık, felsefe, astronomi, fizik, kimya, farmakoloji, edebiyat, musikî ve arkeoloji ilimlerinde söz sahibi olan İbn Sina'nın en meşhur olduğu ilim sahası tıptır. Tıp mütehassısı olarak önceleri tıp ilminde yer alan pekçok metodu değiştirdi ve birçok keşifler yaptı. Kanın, gıdâyı taşıyıcı bir sıvı olduğunu, diabette idrârdaki şekerin varlığını ve kızıl hastalığını keşfetti. Yine ilk defa ameliyatlarda uyuşturucu ilaçları kullandı. Hastalıkların mikroplardan geldiğini ilk bulan da İbn Sina'dır. İç hastalıklarını, bedeni parmaklarla sertçe yoklayarak tespit etme metodu da ona aittir. İlk filtre kullanarak suyu mikroplardan temizleme işi de ona âittir. Beyin gibi gevşek, kemik gibi sert dokuların iltihaplanmayacağı iddiasını ilk defa o reddetmiş ve "kemikler de iltihaplanır" diye bu görüşü çürütmüştür. Aynı zamanda İran Humması adını verdiği Şarbon'u açık ve tam bir şekilde tarif etmiştir. Sarılığın karaciğer dokusunun bozulmasından veya safra yollarındaki tıkanıklıktan ileri geldiğini açıklamış, akıl hastaları, Avrupa'da karanlık deliklerde mağaralarda dayak yiyip ağır zincirlerle bağlanırken , İbn Sinâ bunlara insanca muamelenin daha faydalı olacağı fikrini ileri sürmüştür. İbn Sinâ'nın tıp alanında en önemli eseri, el-Kanun fi't-Tıb (Tıbbın Kanunları)dır. XII. asırda Latinceye tercüme edilen bu eser, Avrupa üniversitelerinde uzun süre mecburi ders kitabı olarak okutulmuştur. XVIII. asırda Sultan III. Mustafa tarafından Türkçeye tercüme ettirilen esere, Tül-Mathûn adı verildi. El yazması Râgıp Paşa Kütüphanesi 1542 numarada kayıtlıdır. Diğer eserlerinden bazıları; Eş-Şifâ, En-Necât, El-İşârat ve't-Tenbîhât, Danışnâme-i Âlâ, El-Mebde ve'l-Me'âd, Uyûnü'l-Hikme, Et-Ta'likât, Esbâbu Hudûsi'l-Hurûf, Hay b. Yakzân, El-İnşâf, El-Hidaye, El-Kulunç, El-Hikmetü'l-Arûziyye, Ahvâlü'n-nefs, Lisanü'l-Arab, Esraru's-Salât, En-Nebât ve'l-Hayevân, Esbâbu Râd ve'l-Berk, Ed-Düstûru't-Tıbbî, Akşâm-ul-Ulûm vb.birçok kitap yazmış olan İbn Sinâ'nın Yüzyetmiş civarında eseri bulunmaktadır.

Yararlanılan kaynaklar:
Gelişim Hachette, c. 5.
T.D.V. İslam Ansiklopedisi, c. 20.
Yeni Rehber Ansiklopedisi, c. 9.
Yeni Türk Ansiklopedisi, c. 4.
Meydan Larousse, c. 6.
 

 
 

İbn-i Sina (980-1037) Hayatı

Bu haber 2475 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Diğer Konular

Abdülbaki Gölpınarlı (1900-1982)
Abdülbaki Gölpınarlı (1900-1982)
ŞEYH ŞÂMİL (1797-1871)
ŞEYH ŞÂMİL (1797-1871)
MUSTAFA ASIM KÖKSAL
MUSTAFA ASIM KÖKSAL
EŞREFOĞLU RÛMÎ
EŞREFOĞLU RÛMÎ