İlim Deryasi.com
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR İLAHİLER OYUNLAR DOSYALAR SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

Eposta Kayıt






hepsi burada

İslam'ın Kadına Bakışı

İslam'ın Kadına Bakışı

Tarih 30 Eylül 2010, 07:57 Editör Admin

İslam'ın Kadına Bakışı

<p><br></p> <div style="text-align: justify;"> <img alt=" " src="http://www.ilimderyasi.net/upload/resimler/islamda_kadin_1.jpg" style="width: 374px; height: 283px;" align="left" hspace="3"> Kur’an-ı Kerim’e göre insan neslinin yeryüzündeki varoluş sebebi, Yaratıcı’ya halifelik yapmak (2.Bakara,30) veya O’na layık kul olmaktır.( 51.Zariyat,56 )&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </div> <p style="text-align: justify;">İnsanın başlangıcından bahseden Kur’an ayetlerinde, kadın ile erkek cinsiyet farklılığına herhangi bir fazilet tanınmış değildir. Önce tek nefis yaratan Tanrı, sonra ondan eşini yaratmış, müteakiben bu ikisinden pek çok erkek ve kadın türetmiştir. (4.Nisa,1) Bir kimsenin kendi cinsiyetini seçme hürriyeti yoktur. Dileğine kız, dilediğine erkek çocuk veren Allah’tır.(42.Şura,49) Bir kimseyi akim=kısır kılan da Allah’ın iradesidir. (42.Şura,50) Allah’ın seçimine rıza göstermekten, şükretmekten başka yapılacak da yoktur.</p> <p style="text-align: justify;">Kur’an-ı Kerim kadın ve erkek cinsi için “insanlar” (<em>en-nas</em>) ismini kullanır. Bunların hidayeti için, adedini, yerlerini ve zamanlarını ancak kendisinin bildiği peygamberler göndermiş, son Peygamber’den bahsederken, ona, insanları karanlıklardan nura çıkartması için Kur’anı verdiğini beyan etmiştir.<br> ( 14.İbrahim,1)</p> <p style="text-align: justify;">İslam Peygamberi, kadını ve erkeğiyle bütün beşerin peygamberidir(7.A raf,158), bütün insanlara müjdeci ve uyarıcı olarak gönderilmiştir. ( 34.Sebe,28)&nbsp; Onun getirdiği aydınlıkta dünya hayatını tamamlayan kadın ve erkeğe cennet vardır:”….İster erkek,ister kadın olsun, Allah’a inanmış olarak kim hayırlı iş yapmışsa…” (40.Mumin,40) Allah, erkek veya kadın olsun ( hayırlı ) iş görmüş kişinin emeğini boşa çıkarmayacağını bildirmekte(3.Alu İmran,195),&nbsp; hayırlı işlerde yarışılması emrini vermektedir.( 2.Bakara,148;5.Maide,48) Çünkü ebedi hayatta, dünyada iken yapılmış hayırlı işin faydası vardır. Herkes ancak bu dünyadaki amelini bulacaktır öteki dünyada.(53.Necm,39) İman sahibi kadın ve erkeğe cennet mükafatı varken,münafık,putçu kadın veya erkeğin nasibi azaptır.( 48.Feth,5-6)</p> <p style="text-align: justify;">Kur’an vahyinin kadın ve erkeğe müşterek mesajı kısaca&nbsp; budur. Prensip mahiyetindeki bu ayetlerin aydınlattığı ilk Müslümanlar, her iki cins olarak, dünyada emsalini bilmediğimiz bir cehdin temsilcisi oldular ve acayiptir, ilk Müslüman hanımların, İslam tarihinde şeref sayılan imtiyazlarda erkeklere öncülük sağladıkları görüldü. Bilindiği gibi, ilk Müslüman olan, İslam yolunda ilk şehit düşen kimseler kadındır. Kocasından önce Müslüman olmuş hanımlar tanıyoruz. Müşrik aile ocağını terk edip İslam uğruna çöllere düşen genç kızlar biliyoruz. İslam kitabiyatında ebedileşmiş böyle bir genç hanımı burada bilmeyenlere tanıtmak yerinde olacaktır.</p> <p style="text-align: justify;">Bu hanım kızın ismi Ummu Kulsum’dur. Babası, Peygamber’in ve arkadaşlarını azılı düşmanlarından, Kureyş’in ileri gelenlerinden Ukbe ibn Ebi Mu’ayt. Ukbe, 2/624 senesi Bedir gazvesinde Müslümanlara esir düştü. Hz. Peygamber’in emriyle katledildi. Genç kız bir gün İslam oldu. Hudeybiye sulhundan faydalanarak 7/629 senesinde yaya olarak Medine’ye kaçtı. Arkasından iki biraderi çıkageldiler, onu geri götürmek için. Zira adı geçen anlaşmanın kendilerine böyle bir hak tanıdığı inancındaydılar. Hz. Peygamber, onun hakkında nazil olan bir ayete dayanarak taleplerini reddetti. 60. Mumtehine Suresi’nin 10. ayetinde, bu şekilde iltica eden hanımlarının iman imtihanından geçirilmeleri emrediliyordu. Soru şu idi:</p> <p style="text-align: justify;">"Geliş sebebiniz Allah ve Peygamberi ve İslam sevgisidir, mal veya velilik değil, değil mi?"</p> <p style="text-align: justify;">Bu soruya evet diyen hanımlar ailelerine iade edilmeyip İslam’ın himayesine giriyorlardı.</p> <p style="text-align: justify;">Kaynaklarımızın bildirdiğine göre, Kureyşli hanımlar içinde , evini ailesini bırakıp Medine’ye hicret etmiş ilk ve tek hanım işbu Ummu Kulsum’dur. (İbn Sa’d,VII. 230; İşabe VI. 618; VIII.291.)</p> <p style="text-align: justify;">Müslümanlara etmediğini bırakmamış bir kafirin kızını hiçbir maddi çıkar düşünmeden yaya olarak Medine’ye gönderen kuvvet, tabiatıyla yukarıda belirtmeye çalıştığımız Kur’an hidayetiydi, Cahiliyenin ezilmiş kadınına haysiyetini iade etmiş Peygamber risaletiydi.</p> <div style="text-align: justify;"> </div> <p style="text-align: justify;">Ummu Kulsum’dan daha önceleri de, yurtlarından ayrılıp Habeşistanlara kadar giden kadınlar vardı. Bunlar turistik gezinin değil , hür İslami hayatın peşinde olan hanımlardı. İslam nimetinin erkeklerle birlikte kendilerine de ait olduğunun şuurunda idiler. Bu noktada, Endülüslü devlet adamı ve İslam kültürünün en büyük isimlerinde İbn Hazm’ın(ö.456/1064) sözlerini nakletmek istiyorum.<br> Şöyle diyor:</p> <p style="text-align: justify;">"Hz. Peygamber hem erkeklere, hem kadınlara eşit şekilde gönderilmiştir. Allah Teala’nın hitabı, aynı şekilde hem erkeklere hem de kadınlara yöneliktir. Bu hitapları, açık bir nass veya icma olmadıkça, erkeklere tahsis edip kadınları dışarıda bırakmak caiz değildir.( İhkam, Mısır 1927, III.81.)"</p> <p style="text-align: justify;">İbn Hazm’ın bu tespiti gerçeğin ifadesidir. Arap dilinin bir özelliği olarak müzekker ifade edilmiş Kur’an emirlerine, hanımlar kendilerini de muhatap saymakta en ufak tereddüt göstermiş değillerdir. ( Keza Kilisenin Code de droit canonıque’inde aynı hususiyet şöyle ifade edilmektedir:”Bien qu’en principe tout ce qui,dans le droit des religieux, est exprime au masculin, s’applique aussi aux religieuses ( can.490 ), plusieurs mesures speciales visent ces dernieres”, Lumiere et Vie, nr. 43, 1959, s. 60-61.) Ve böyle anladıkları içindir ki, Peygamber devri hanımı, tabiatıyla kudret ve iffetinin sınırları içinde kalarak, erkeklerle birlikte İslam davetine koşmuş, hicreti göze almış, harpten korkmamış, yaralıların imdadına koşmuş, icap etmiş kafir tepelemiş, ibadet hayatının her çeşidinde erkeklerle bir olmuş, beş vakit namaza, Cuma’ya bayram ve cenaze namazlarına katılmış,Arafat’a çıkmış, Kabe’yi birlikte tavaf etmiş, zaruret duyulmuş erkeklere imamlık yapmış, çarşı Pazar tetkikinden kaçınmamış, imkan bulmuş erkek alimleri önünde diz çöktürmüş vs., vs.</p> <p style="text-align: justify;">Burada yine Endülüslü bir büyük adamı konuşturmadan geçemeyeceğim: İbn Ruşd (ö.595/1198) bu çok yönlü filozof İslam fakihinin, bundan 800 sene önce, İslam hanımı hakkında sahip olduğu görüşleri, müdekkik alimimiz Ord. Prof. İsmail Hakkı İzmirli’nin (1869-1946) 60 sene önce kaleme alınmış bir incelemesinden naklediyorum: (İstanbul Darulfünün İlahiyat Fakültesi Mecmuası, sayı 23, 1932)<br> İbn Ruşd, kadın hakkında, fıkhı ve felsefesi neticesi olarak, hukukunu vasi surette beyan ediyor. Fıkıh, kadını faziletkar kılıyor, uzvi teşekkülat ve onunla mütenasib olan halat-ı ruhiyyeden neş’et hususlarından maadasında müsavat ilan ediyor, fıtrata muvafık bir surette hukukunu veriyor, yüksek vazifelerini tayin eyliyor idi. Kadın , erkek gibi, istiklal-i efkar, istiklal-i irade sahibidir, biri diğerine mütehakim değildir. Her biri, fikirlerinde, iradelerinde ve fiillerinde serbesttir. Bir kadın, erkek gibi, ilim tahsil eder,alelıtlak alim olur, müftü olur, veli olur, müderris olur,müctehid olur. Kadın, erkek gibi, vilayet sahibidir, tamamiyle hukuk-i medeniyyeye malik olur. Ukudde, muamelatta erkekten hiçbir farkı yoktur. Malında dilediği gibi tasarruf eder. Şahid olur, vekil olur, kefil olur, şerik olur, dava açar, ticaret eder, vasi olur. Umumi hayata atılabilir. Nikah umumi bir akiddir. Hukuk-i asliyeleri asla tahavvül etmez. Hudud mahkemesinin maddesinde hakim olur, tabir-i fıkhi üzere, emr-i bi’lma’ruf, nehy-i ani’l-münker vazifesi ile muvazzaf olur. Fıkıh, yalnız aile ocağını kurutmaya müncer olan vasıtaları men eder. İbn Ruşd, kadını erkekle müsavi tutar. Yalnız mahiyet değil,derece itibariyle bir fark gösterir: Kadın erkeğin ehil olduğu her şeye ehildir. Harbe, felsefeye vesaire gibi, erkeklerin yapacakları her işe kadir olur, şu kadar ki, erkeklerden daha zayıf olur. Bununla beraber, musikide olduğu gibi, bazı hususlarda erkeklere faik olur. Musikinin kemali erkek tarafından bestelenmek, kadın tarafından çalınmak, nağmelenmek ile hasıldır. İbn Ruşd, Afrika’daki bazı misaller ve haller ile, kadınların harbe pek ehil olduklarını ispat ediyor. Kadınların hükümeti ellerine almalarında bir beis, korku görmüyor. Şu sözleri de ilave ediyor:<br> Bugünkü ictimai ahvalimiz, kadınlarda bulunan servet menbalarını, gizli gizli kudretlerini anlamaya bırakmıyor. Güya kadın yalnız çocuk doğurmak ve emzirmek için yaratılmıştır. Kadınlarımıza yüklettiğimiz bu hizmetkarlık, onlardaki büyük işlere olan bütün kuvvetleri, akli melekelerinin bitiriyor. Bundan naşi, içimizde faziletli, şanlı kadınlar bulunmuyor.&nbsp; Hayatları nebatat hayatları gibi geçiyor. Kocalarına (bar) yük oluyor. İşte memleketimizi tahrip eden sefalet bundan ileri geliyor. Çünkü kadınlar burada erkeklerin iki mislidir, sa’yleri ile zaruri olan şeyi tedarik edemiyorlar. İki sülüs (üçte iki) hayvan-ı tufeyli gibi, bir sülüsün (üçte birin) cismi üzerinde yaşıyorlar.<br> İzmir’li merhumun takdim ettiği bu İbn Ruşd görüşleri, sanki bugün yazılmış gibi tazedir, öğreticidir, ibret vericidir. Biz burada bu ifadelerin tahliline girmeyecek, İbn Ruşd’ün de işaret etmiş olduğu, emr-i ma’ruf meselesinin kadınlara da şamil oluşu üzerinde duracağız.</p> <p><strong><em>Kadın ve Emr-i Ma’ruf</em>&nbsp;</strong></p> <p style="text-align: justify;">Bir toplumun istikrarını sağlayan temel unsurlardan birisi, toplum ferlerinde bulunması gereken denetim şuurudur,nemelazımcılığın terkidir.Doğru olanı tavsiye, yanlış olandan vazgeçirme vazifesidir.</p> <div style="text-align: justify;"> </div> <p style="text-align: justify;">Müslümanların kurdukları ilk İslam devleti fertlerinde bu zihniyet vardı. Kur’anı-ı Kerim, 22. Hacc, 41. ayetinde bu örnek ilkleri şöyle anlatır:</p> <p style="text-align: justify;">"Yani, Müslümanlar, Allah kendilerine iktidar imkanı sağladığında, namaz kılan ve zekatı veren, ma’rufu emredip münkerden alıkoyan insanlar olacaklardır."</p> <div style="text-align: justify;"> </div> <p style="text-align: justify;">Daha sonra nazil olan 3. Alu İmran, 104. ayetinde:</p> <p style="text-align: justify;">"Sizden hayırlıya çağıran, ma’rufu emreden, münkerden alıkoyan bir ümmet olsun."</p> <div style="text-align: justify;"> </div> <p style="text-align: justify;">Buyurulurken; birkaç ayet sonra, 110. ayette bu ilahi emrin gereğini yapmış Peygamber toplumuna Cenab-ı Hak şu şekilde taltifte bulunmuştur:</p> <p style="text-align: justify;">"Siz insanlığa örnek hayırlı bir ümmet oldunuz, ma’rufu emredip, münkerden alıkoyuyorsunuz…"</p> <div style="text-align: justify;"> </div> <p style="text-align: justify;">Burada tekrar belirtelim ki, bu örnek İslam toplumu, kadını erkeğiyle bu ilahi övgünün muhatabıdır. Kadının bundaki hissesini unutmaya, görmemezlikten gelmeye imkan yoktur. Böyle zihniyet sahiplerine kapıyı kapatmak isteyen İlahi irade, son nazil olan sürelerden birisinde aynı hususlara şu şekilde işarette bulunmuştur:</p> <p style="text-align: justify;">"Mümin erkekler ve Mümin kadınlar birbirlerinin velileridir. Ma’rufu emreder, münkerden alıkoyarlar, namazı kılar, zekatı verir, Allah’a ve Peygamberine itaat ederler…(9.Tevbe,71)"</p> <p style="text-align: justify;">Görüldüğü gibi Kur’an-ı Kerim bizi ısrarla uyarmaktadır, İslam toplumunu o örneklik ümmete layık kılacak en mühim içtimai prensip, işbu emir-nehiy vecibesidir. Her mümine kudreti nispetinde terettüb edecek bu vazifede başarılı olabilmek için ise, ma’ruf ve münkerin ne olduğunu bilen bir ümmet, kültürlü bir millet olmak, mutlak şarttır. İman ve Salih amelin bile kültürle kaim olduğunu bilmeyenlerdeki bedavacı Müslümanlığın o ilk ümmetten ne kadar uzak olduğunu söylemeye lüzum yoktur.</p> <p style="text-align: justify;">Yukarıda kaydettiğimiz ayetlerden açıkça ortaya çıkmıştır ki, İslam toplum terazisinin iki kefesinden biri haline gelmiş İslam hanımı, günümüz Avrupalı hanımından&nbsp; bin dört yüz sene evvel, devletin oy hakkına sahip vazgeçilmez uzvu durumundaydı. Önce, 9 Şubat 1971 tarihli İstanbul Bayram Gazetesi’nden vaktiyle merhum Hocamız Tayip Okiç’in kesip bize bıraktığı aşağıdaki haberi okuyalım:</p> <p style="text-align: justify;">İsviçre’de Kadınlara Oy Hakkı Tanındı: Bern A.A İsviçre’de sadece erkeklerin oy kullanabildiği bir referandum sonucunda, kadınlar da, bundan böyle seçme ve seçilme hakkına sahip olmuşlardır. Referandumda 621483 erkek, kadınların seçme ve seçilme hakkına sahip olmalarına “Evet” demiş, 323596’sı buna karşı çıkmış ve “Hayır” oyu kullanmıştır.<br> Şimdi Hz.Peygamber’in devrine dönüyor ve bey’at meselesine bakıyoruz.</p> <p><strong><em>Hz. Peygamber’e Kadın Bey’atı</em></strong>&nbsp;</p> <p style="text-align: justify;">Bey’at bir toplumda başkan durumunda olan kişiye toplum fertlerinin uyma taahhüdünde bulunmalarıdır. İlk İslam toplumu oluşturma çabalarında da Hz. Peygamber bu noktaya ehemmiyet vermiş, hem erkeği hem kadını muhatap almıştır. Hz. Peygamber, erkeklerden bey’at (meşru emre uyma taahhüdü) alıyorken, hanımlardan da alıyordu. Bu bey’at alış, bizzat Kur’an-ı Kerim’in Hz. Peygamber’e emri gereğiydi de… 60. Mumtehine Suresi’nin 12. ayetinde: Ey Peygamber! diyor &nbsp;<br> Cenab-ı Hak, sana Mümin hanımlar bey’at etmeye geldiklerinde onlardan şu şartlar dahilinde bey’at al: 1. Allah’a ortak koşmamak, 2. Hırsızlık yapmamak, 3. Zina etmemek, 4. Çocuklarını öldürmemek, 5. İftirada bulunmamak, 6. Herhangi bir mar’uf (meşru) emrine karşı gelmemek.</p> <p style="text-align: justify;">İslam hanımının devlette müstakil şahsiyete sahip olduğunun Kur’ani delili olan bu ayetin hususiyle son şartı, kadının Hz. Peygamber’in şahsında tecelli eden devlet reisine, ancak meşru sahada itaatle vazifeli olduğuna işaret etmektedir ki, bu bakımdan ayrıca bir önemi haizdir.</p> <div style="text-align: justify;"> </div> <p style="text-align: justify;">Müminlerin Hz. Peygamber’e bey’atinden bahseden ayet,görüldüğü üzere,kadınla ilgilidir,erkeklere bu ayette işaret yoktur,fakat bu,erkeklerin aynı şartla mükellef olmadıkları manasına gelmemektedir. Cenab-ı Hak,kadınlara olan hitabına erkekleri de zımnen dahil etmiştir. Umumi prensiplerde kadın-erkek ayrımı yoktur. Bu noktaya işaretle yine Endülüslü muhaddis alim İbn Abdilberr(ö.463/1071) şu ifadeyi kullanır:</p> <p style="text-align: justify;">"Hz. Peygamber’e bey’at meselesi,hicret etmiş hanımlara nassla bildirilmiş,erkeklerden&nbsp; bahsedilmemiştir,çünkü mana olarak onlarda dahildir. (Temhid, XIII.225)"</p> <p style="text-align: justify;">"Erkeklerin bey’ati, Buhari’nin zikrettiği Ubade hadisinde bildirildiği üzere,kadınların bey’ati gibiydi. (Temhid,XIII.247)"</p> <p style="text-align: justify;">Nitekim Medineli nakiblerden Ubade ibnu’s-Samit, Hz.Peygamberle yaptıkları hicretten önceki Akabe bey’atini anlatırken,aynı şartları zikretmektedir.( Buhari,2.İman 10 ( I.10 ))</p> <p style="text-align: justify;">Devletin başı durumundaki Hz. Peygamber’e yapılan bu vatandaşlık akdini müteakib, kadınlarda erkeklere eşit siyasi haklara sahip oluyorlardı. Mesela bir Müslüman erkek,bir yabancıya sığınma hakkı (eman) veriyor,onun hayatını garanti altına alabiliyorsa, kadında aynı şeyi yapabiliyordu. İslam hanımının yaptığı anlaşmaya diğer Müslümanların riayet etmesi vazifeleriydi. (Şerh’s-siyeri’l-kebir, I.252,257) Toplumun İslami ölçüler içinde hayatını devam ettirmesinden, kadında erkek gibi sorumluydu.</p> <p style="text-align: justify;">İlk ümmetin kadını bu Kur’ani şuurun sahibiydi. İnandığını tatbik etmeye muktedir olanlarına engel olabilecek kuvvet düşünülemezdi. Üçüncü İslam halifesi Hz. Osman’ın katlinden sonra ümmetin içine düştüğü siyasi buhranda Hz. Peygamber’in hanımının da ismi geçiyorsa,bu,o büyük hanımın yukarıda belirtmeye çalıştığımız Kur’ani yoruma sahip oluşundandı.</p> <div style="text-align: justify;"> </div> <p style="text-align: justify;">Hz.Aişe, Cemel Harbine takaddüm eden günlerde Basra’ya vardığında, kendisini bu harekete sevk eden amilleri anlatırken:</p> <p style="text-align: justify;">"Sadaka vermek, iyilikte bulunmak veya halkın arasını bulmak gayesinin dışında … hayır yoktur (4.Nisa,114)&nbsp; ayetini okumuş ve şöyle demişti:"</p> <p style="text-align: justify;">"Allah’ın ve Peygamber’in, küçük büyük, erkek kadın herkese emrettikleri ıslah işi için harekete geçmiş bulunuyoruz. Gayemiz ma’rufu emretmek, sizi ona teşvik etmek; münkerden sizi alıkoymak ve onu değiştirmeye sevketmektir.( Tarih-i taberi, I (6), 3116)"</p> <p style="text-align: justify;">Şimdi bir nebze düşünelim:<img alt=" " src="http://www.ilimderyasi.net/upload/resimler/islamda_kadin_2.jpg" style="width: 370px; height: 279px;" align="right" hspace="3">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </p> <p style="text-align: justify;">Kadın olarak yaratılmamış olduğu için her sabah şükreden Yahudi erkeğinin; (Vocabulaire de Theologie Biblique, s.441) “Erkek kadın için değil, bilakis kadın erkek için yaratılmıştır” (İncil, Korintoslulara Mektup, XI.Fasıl) diyen, St.Pavlus Hıristiyanlığının kafasındaki Batı hanımı, Peygamber devri İslam hanımının o günkü seviyesine ulaşmaya çalışıyor! Bizim aydınımız da, Batı hanımına hayran hayran bakıyor!... Bu aydın tipi, bizde gerçi hudayi nabit yetişivermiş değildir.</p> <p style="text-align: justify;">Erbabınca bilindiği gibi, ilk iki kitabında dinde, yani Yahudilik ve Hıristiyanlıkta görülen&nbsp; kadın aleyhtarlığına karşı, hususiyle geçen asırda Batı’da,sosyalist-Marsist çevrelerin açtıkları haklı mücadelede, İslam kültürüyle uğraşan kendi ilim adamlarını da etkilemiş, onlardan bazılarını, üçüncü kitabi din İslamiyet’in de, hatta Yahudi Hıristiyan tavrından daha ileri bir kadın düşmanı din olduğu iftirasında bulunmaya sevk etmişti. Gerçi, İslamiyet’i, sömürge haline düşürdükleri ülkelerin Müslümanlarıyla aynileştiren ve bazı islami denen kitaplarda kendilerini destekleyici görüşleri okumuş olan bu İslamologları fazlaca suçlayacak değiliz. Devrimiz Türkiye’sinin İslamiyet’i İngilizce, Fransızca vs. eserlerden öğrenme seviyesinde kalmış bazı aydınlarının Batılıları fersah fersah geçen İslam düşmanlıklarını da ciddiye almak istemeyiz. Zira hak ve hakikat mağlup edilebilecek değildir, yeter ki onu bilenler bulunabilsin, öğretmen imkanına sahip olunabilsin. Biz bu noktada, iğneyi kendimize batırmak istiyoruz.</p> <p style="text-align: justify;">Herhangi bir coğrafi bölge, zaman dilimi veya ırki endişe gözetmeksizin, beşer varlığını zulmetten nura kavuşturma davetinin sahibi olan İslam dinine mensubiyet iddiasındaki bizler, asırlardır gayr-i Müslimlerin mahkumu durumunda isek, İslam ile günümüz Müslümanının aynı şey olmadığını kabullenip, hatamızı düzeltmek zorunda olduğumuzu lütfen kabul etmeliyiz.</p> <p style="text-align: justify;">Asırlardır çöküntü içinde ayakta kalmaya çalışan İslam dünyası, kabahati İslam’da değil de kendisinde buluyorsa, tabiidir ki İslam’a dönmeye herkesten önce kendisiyle başlamak durumundadır. Amam bunu hangi ilimle yapacak, gerçek İslam’ı nerede ve nasıl öğrenecektir.</p> <p style="text-align: justify;">Günümüz Müslüman aydınının zihnini kaplayan bu suallerin cevabı, hiç şüphesiz en azından on üç asırlık bir İslam kültür hazinesinin tahlil ve tenkidine bağlıdır.</p> <p style="text-align: justify;">Halen üzerinde dünya Müslümanlarının birleştikleri bir İslam düşüncesinden söz edilemiyor oluşu, bu tarihi vazifenin, henüz yerine getirilememiş olmasından kaynaklanmaktadır. Gerçi dünya hayatının her safhasını kendi meselesi olarak görmüş bir dinin elimizde mevcut engin kültür mahsullerini kısa zamanda değerlendirebilmek, hiçte kolay bir iş değildir. Zira bu iş beynelmilel çapta devamlı ve müşterek bir ilmi çalışmayı gerekli kılmaktadır. Fakat buna rağmen, herkesi kudreti dahilinde mes’ul tutan Kur’ani prensipten kuvvet alarak, bu ihtişamdan korkmamalı, herkesin müşterek malı olması gereken İslami değerleri gerçek muhtevalarıyla anlayıp anlatma gayretine katkıda bulunmaya çalışılmalıdır ki, gelecek nesillerin mukadder itabından az çok kurtulunabilsin.&nbsp; </p> <p style="text-align: justify;">Bu düşünceden hareketle önümüzdeki sayılarda Peygamber devri kadının daha genişçe ele almaya çalışarak kudretimiz ölçüsünde sorumluluğumuzu yüklenmek istiyoruz.</p> <p style="text-align: justify;">Tevfik Cenab-ı Hak’tan.</p> <p style="text-align: justify;">Prof. Dr. Mehmed Said HATİBOĞLU<br> <em>*İslami Araştırmalar, V(1991), sayı4, s.231-235</em>&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;</p> <p style="text-align: justify;"><em>Prof.Dr. Mehmed Said HATİBOĞLU, Müslüman Kültürü Üzerine,Kitâbiyât Yayınları, Ankara 2004.</em></p>

Bu haber 640 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

İslamda Kadın

Başörtüsü

Başörtüsü Başörtüsü

İslam'da Kadın Hakları

İslam'da Kadın Hakları İslam'da Kadın Hakları
Bir Garip Kul12 Temmuz 2011

Tarihte Bugün

Bir kişinin veya bir eserin bu sitede bulunması, bu siteyi hazırlayanların bu kişiyi desteklediği anlamına gelmez. Bu sitenin amacı bu eserleri kullanıcılarının değerlendirmesine sunabilmektir. Sahibinin herhangi bir isteği olursa, eser siteden derhal kaldırılacaktır. lisans ihlalin İletişim sayfamızdan bize bildirebilirsiniz
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi