İlim Deryasi.com
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR İLAHİLER OYUNLAR DOSYALAR SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

Eposta Kayıt






hepsi burada

Ahmed bin Hanbel KUR'AN MAHLUKMU MESELESİ VE ONUN ÇEKTİKLERİ 2.kısım

Ahmed bin Hanbel KUR'AN MAHLUKMU MESELESİ VE ONUN ÇEKTİKLERİ 2.kısım

Tarih 12 Aralık 2010, 20:48 Editör Admin

54- Kimler Sorguya Çekildi, Neler Soruldu, Ne Dediler, Mektuplardan Dinleyelim:
55- Bu Mes'eleyi Tarih Mizanında Tartmak Gerek;
56- Bu Fırtına Koparan Mektupları Me'mun Yazmış Olamaz, Onlar Ebû Duâdın İşi:
57- Bu İşin Baş Sorumlusu Ebû Duâd'dır:
58- Kusur Yalnız Bir Tarafta mı?
59- Ahmed'in Haklı Olduğu Yönü Olduğu Gibi Mutezile'nin de Haklı Yanı Var:
60- Mutezile'yî Haklı Gösterecek Sebep Aranırsa, Bulunur da:
61- Hristiyanların Müslümanları Şaşırtmak İçin Plânları:
62- Buna Bir Örnek
63- Mutezile Görüş Bakımından Haklı, Fakat Tatbikatı Çok Hatalı:
64- Halife Mutasım En Korkunç Şeyi Yaptı: 28 Ay Zindanda Tuttu ve Dayak Attı:
65- Mutasım Ders Okutmasına Müsaade etti, Vâsık Dayak Atmadı Ama Dersini Yasakladı:
66- Vâsık ve Ebû Duâd,Verecek Cevap Bulamıyorlar:
67- İmam Ahmed, Bu Çektiklerinden Kurtulma Yolunu Neden Tutmadı?

54-  Kimler Sorguya Çekildi, Neler Soruldu, Ne Dediler, Mektuplardan Dinleyelim:

 

Me'mun'dan aldığı talimat üzerine işe başlayan İshak İbn-i.İbrahim sorguya çekilmek için fakıhlar hâkimler ve Hadîs âlimlerinden bir cemaatı huzuruna topladı.Ebu Hassan Ziyadi,Bişr b. Velid Kindi, Ali b.Ebu Mukatil b. Ganim Zeyyal b. Heysem Sicade b. Ebu İsrail ,İbni Hirş İbni Aliye Ekber Yahya b. Abdurrahman Ömeri Rakkada kadı  olan Ömer b.Hatlab evladından diğer  şeyh, Ebu Nasr Termmar Ebu Ma’mer Kati, Muhammed b. Nuh,ibni Ferhan diğer bir cemaat ta onlara katıldı ki Nadr b. Sumey, ifcni Ali b Asım Ebul Avam Bezzaz, ibni Suca', Abdurrahman b. Ishak, bunla­rın hepsi ishak b. İbrahim'in yanma geldiler, toplandılar.

lorouya Me'mun'un mektubunun onlara okunmasıyla baş ad. ve iyice anlasmlar diye mektup iki defa okundu^ Sonra sorular sorulmağa başlandı, ishak önce Bişr b. Velide sordu.

— Kur'an hakkında ne dersin?

Bkcokdefalar Emîr'ül-Mü'minine ne söylediğimi biliyorsun.  Gördüğün gibi Emîr'ül-MÜ'mininin'in mektubryle sorulan yenilendi.

  Ben derim ki, Kur'an Allah'ın kelâmıdır.

— Sana bunu sormuyorum. O mahlûk mü, değil mi?Buna cevap ver.

— Allah herşeyin Halikıdır.

—Kur'an da şey midir?

— O da şeydir.

— Öyleyse o da mahlûk mu?

— Hâlık değildir.

Sana bunu sormuyorum. O mahluk mu?

İsana bü sidiğimden başka birsey söyleyemem. Bu konuda konuşmamak üzere Emîr'ül-Mü'minin'e and verdim. Benim bu söylediğimden başka diyeceğim yok.

İshak b.İbrahim önünde duran  bir yazıyı aldı onu ona okuyup dedi ki- Alah n br gine sehade, ederim, O tekdir. O'ndan önce bir sey yokîl sonra da olmayacak, mahlûka.mdan hiç birsey O'na ne manada, ne suret bakımından hiçbir veçhile benzemez.                                   ..

Bunun üzerine Bişr: Evet dedi, ben, insanlara bundan başka turlu mü söylerdim! Bunu duyunca Ishak kâtibe:

— Söylediğini yaz, dedi.

Sonra Ali b. Ebû Mukâti! sorguya çekildi:

— Ya Ali, sen ne diyorsun? Konuş bakalım.

— Defalarca Emîr'ül-Mü'minin 'e dediklerimi işittin. Benim o işittik­lerinden başka bir diyeceğim yok. Onu da yazılı kâğıt ile denedi, o da onda yazılı olanların hepsini ikrar etti. Sonra, ona sordu:

  Kur'an Mahlûk mudur?

  Kur'an Allah kelâmıdır.

— Sana bunu sormadım.

  O Allah kelâmıdır. Eğer Emîr'ül-Mü'minin bize birşey emre­derse başımız üzere, ona itaat ederiz, uyarız.

Bunun üzerine kâtibe:

— Onun sözünü yaz, dedi.

Bundan sonra Zeyyâle de, Ali b. Mukâtile sorduklarına benzer şeyler sordu, o da onun cevapları gibi cevap verdi. Sonra Ebû Hassan Ziyadi'ye sordu:

— Sen ne dersin?

— İstediğini sor, dedi. Ona da yazılı kâğıdı okudu, o da ondakileri ikrar etti ve bu sözü söylemeyen kâfirdir, dedi.

İshak ona sordu:

— Kur'an mahlûk mudur?

— Kur'an Allah kelâmıdır. Allah herşeyin halıcıdır. Allah'tan gayri herşey mahlûktur. Emîr'ül-Mü'minin bizim imamımızdır, onun saye­sinde bütün ilimleri öğrendik. O bizim duymadıklarımızı duydu, bizim bilmediklerimizi öğrendi. Allah bizim umurumuzu ona teslim etti, onun eline verdi. Haccımızı onun sayesinde yapıyoruz, namazımızı o kıldırı­yor, malımızın zekâtını o topluyor, onunla cihada gidiyoruz, Onun hak İmam olduğunu kabul ediyoruz. Bize bir buyruğu olursa ona uyuyoruz. Emrini trtuyoruz, birşeyden nehyederse ondan sakınıyoruz. Bizi bir-şeye davet ederse ona icabet ederiz.

— Kur'an mahlûk mudur, sen onu söyle?

Ebû Hassan aynı sözleri tekrar etti. Bunun üzerine İshak:

  Emîr'ül-Mü'minin sözü bu işte.

— Emîr'ül-Mü'mininin sözü bu olabilir, fakat onu insanlara emret­mez, insanları ona davet etmez. Eğer bana Emîr'ül-Mü'mininin bu söylememi emrettiğini haber verirsen, ben de o emir ettiğini söylerim. Çünkü sen ondan bana naklettiğin şeyde güvenilir bir kimsesin. Sen, ondan bir emir bana tebliğ edersen ben ona uyarım.

— Sana birşey tebliğ etmemi emir buyurmuş değil!

Ebû Mukatil söze karıştı:

— Onun sözü, Resûlüllah'ın ashabının ferâiz ve miras mes'eiele-rindeki ihtilâfları gibi olabilir. Onlar bunları kabule zorlamazlardı, dedi. Ebû Hassan sözünü şöyle bitirdi:

Ben emre itaattan başka birşey yapmam. Bana emret, ben de ona

uyayım!

İshak cevap verdi:

Sana emir etmemi bana emretmiş değil, bana ancak seni imtihan

etmemi, sorguya çekmemi buyurdu.

Bundan sonra Ahmed b. Hanbel'e döndü ve ona sordu:

— Kur'an hakkında ne dersin?

— O, Allah kelâmıdır.

— O, mahlûk mudur?

— O, Allah kelâmıdır, bundan başka diyeceğim birşey yoktur. Bunun üzerine yine Ahmed'i de kağıtta yazılı olanlarla imtihana

çekti. «Allah, hiçbir mâna ve hiçbir veçhile mahlûkatına benzemez» Sözüne gelince, burada Ahmed şöyle dedi:

— Onun misli hiç birşey yoktur. O işitir ve görür. İbni Bekka Asgar buna itiraz etti ve şunu söyledi:

— Allah hayrını versin, seni ıslah etsin, o kulakla işitir, gözle görür

mü? dedi.

İshak, Ahmed b. Hanbel'e yine sordu:

— Allah işitir, görür, sözünün mânası-nedir?

O cevap verdi:

— O zat-ı kibriyasını vasıfiadığı gibidir.

— Bunun anlamı ne?

— Gerçeği bilemem, o zat-ı kibriyasını tavsif ettiği gibidir. Bundan sonra oradakilerin hepsini birer birer çağırdı ve hepsi de

«Kur'an Allah Kelâmıdır» deyip kesti. Ancak Kuteybe, Ubeydullah b. Muhammed b. Hasan, İbni Alİyye Ekber, İbni Bekkâ, Abdülmünım b. İdris b. Bintî Veheb b. Münebbîh, Muzaffer b. Mercâ böyle demediler. Fıkıh ehlinden olmayıp bu konuda hiç birşey bilmediği halde araya sokuşturulmuş olan kör bir adam, Rak-ka'da kadı bulunan Ömer b. Hattab evlâdından bir zat, İbni Ahmed de onlar gibi söylediler. İbni Bekkâ.Ekbere gelince o, Kur'an mecûldür, yani kılınmıştır, dedi. Çünkü Allah Teâlâ; Biz onu arapça Kur'an kıldık,

buyurmuştur Keza Kur'an Hadistir, çünkü Allah: «Rabları tarafından Hadis olan zikir geldiğinde» buyurmaktadır. Bunun üzerine İshak ona:

  Mec'ul olan mahlûk olmaz mı? diye sordu. O da:

— Evet, dedi.

— Öyleyse Kur'an mahlûktur?

— Mahlûktur diyemem, fakat mec'uldür, dedi ve dedikleri böylece yazıldı.

Cemaatın bu suretle sorgulan tamamlanarak bu tatsız imtihan bitip dedikleri yazılınca, İbni Bekkâ Asgar itiraz etti:

— Allah seni ıslah etsin, bu iki kadı başımızdır, onlara emir etsen de sözleri tekrar etseler, dedi.

İshak b. İbrahim buna şu cevabı verdi:

— Onlar Emîr'ül-Mü'mininin huccetiyle kaim.

— İkisine emretsen sözlerini dinleyelim, onlardan bunu naklederiz, dedi,

İshak şöyle dedi:

— Onların huzurunda bir şahitlikte bulunursan, o zaman onların sözünü öğrenirsin.

İshak, bu cemaattaki adamların birer birer hepsinin söylediklerini yazdı ve onları Halife Me'mun'a gönderdi. Bu zatlar dokuz gün beklediler. Sonra onları çağırdı. İshak İbni İbrahim'in Me'mun'a gön­derdiği mektubun cevabı gelmişti. İşte cevap mektubu şudur:

 

Üçüncü Mektup...

 

Bismillâhirrafırrianirrahîm.

 

«Emîr'ül-Mü'mininin göndermiş olduğu emirnameye cevap olarak yazdığın mektup geldi. Kendilerini ehli kıbleden sayan, Müslümanların işlerine ehil olmadıkları halde başa geçmek isteyen bu adamların Kur'an hakkında ne diyeceklerini anlamak için Emîr'ül-Mü'minin, onla­rın imtihanını ve durumlarının tesbitini istemişti.

«Sen de onları anlatıyorsun: Cafer b. fisa ile Abdurrahman b. İshak'ı Emîr'ül-Mü'mininin mektubu gelince çağırmışsın. Keza kendi­lerini fıkıh ehlinden sayan, Hadis okutmaya oturanı ve Medinet'ül-Selâm olan Bağdad'da fetva makamına oturanları da davet etmişsin. Kur'an hakkındaki inançlarını sormuşsun, Allah'ın benzeri, şebihi hak­kında görüşleri, Kur'an hakkındaki ihtilâfları tesbit etmişsin, Kur'an

mahlûktur demeyenleri, Hadis okutmaktan, gizli, aşikâr fetva vermek­ten menetmişsin... Şahitlik yapacaklar da aynı işleme tabidir. Etraftaki kadılara da yazılar gönderip onlardan Emlr'ül-Mü'minin'in çizdiği esasa uyayacaklan    bildirilmiş, yazının sonuna imtihana tâbi tutulanların isimleriyle söyledikleri sözler kaydolunmuş. Emîr'ül-Mü'minin anlattık­larının hepsini anladı. Emlr'ül-Mü'minin, Allah'a hamd ve senalar ile, Resulü ve kulu Muhammed Aleyhisselâma saiat ve selâm eder. Allah Teâiadan taatına muvaffak buyurmasını diler, rahmetliler onu iyi niyet sahibi kılmasını, salih işlere ehil kılmasını tazarru ve niyaz eder.

Kendilerine Kur'an hakkındaki görüşlerini sorduğun kimselerin adlarını yazmışsın, Emlr'ül-Mü'minin bunları, kendilerine sorulanları ve onların sözlerini inceledi.

O mağrur Bişr b, Velid'in şebih -benzerlik- hakkındaki sözü, Kur'an mahlûktur dernekten çekinmesi, bu konuda konuşmaktan vaz­geçme hususunda Ernîr'ül-Mü'minine and verdiği yalandır. Nankörlük yapıyor, yalan söylüyor, onunla Ermr'ül-Mü'minin arasında bu konuda ve başka bir hususta böyle bir and asla yapılmamıştır. Onun ıhlas sözünü kullanmasına itibar olunmaz. Kur'an hakkındaki sözünden do­layı onun tevbe ettirilmesi gerekir. Çünkü Emlr'ül-Mü'minin'e göre, Kur'an hakkında onun dediği gibi konuşanın tevbesi lâzımdır. Zira bu söz sarih bir küfürdür; Emlr'ül-Mü'minin'in görüşünce bu şirktir. O küfürü'ılhâdı yüzünden Kur'an'ın mahlûk olduğunu inkâr eden sözün­den tevbe ederse, onun bu durumunu herkese açıkla, eğer bu türlü şirkinde direnirse, küfüre saplanarak, Kur'an'ın mahlûk olduğunu inkâr ederse,  o takdirde  onun  boynunu  vur,  kellesini  Emir'ül-Mü'minin'e yolla, inşaallah. İbrahim b. Mehdide böyle, Bişrl imtihana çektiğin gibi onu da imtihana çek.Çünkü o da Bişr'in dediği gibi dermiş. Emlr'ül-Mü'minin'e onun hakkında çok şeyler ulaştı. Eğer Kur'an mahlûktur derse, onu her tarafa duyur, halini açıkla, yok, bunu demezse onun da boynunu vur, kellesini Emîr'ül-Mü'minin'e

gönder, inşaallah.

Alî b, Ebû Mukatil e gelince, ona: Emir'ül-Mü'minin'e: Helal ve haram kılmak senin elindedir, diyen sen değil misin diye sor. Buna benzer daha nice sözleri var, lErrur'ül-Mü'mininin hafızasından onlar

henüz silinmedi.

Zeyyal b.Heysem'ebildir,Anbâr taraflarında iken yiyecek çalan o değil mi? Emlr'ül-Mü'minin Ebul'Abbas'ın şehrinde neler yaptı. Şayet o Selef-i Salih'in asarına uymuş olsa, onların yolundan gitse böyle mi L yapar? İmandan sonra şirke mi sapar.

Ebû Avvam diye tanınan Ahmed b. Yezid, Kur'an hakkında |jben iyi cevap vermem diyor. Ona söyle, o yaşıyla değil ama, aklıyla "henüz bir sabidir, birşey bilmeyen bir cahildir. Eğer Kur'an hakkında iyi konuşamazsa, kötekle te'dip başlayınca öyle bir iyi konuşur ki, bülbül ^ibi Öter, eğer o zaman da konuşmazsa bunun arkasında kılıç oynar, inşaallah.

Ahmed b. Hanbel ve onun hakkında yazdıklarına gelince: Ona İkildir ki, Emîr'ül-Mü'minin onun sözünün ihtiva ettiği mânayı ve bundaki Itutumunu anladı ve bundan onun cahilliğini ve cehlin kötülüğünü öğ-Drendi.

FazI b. Ganime şunu söyfe, Mısır'da iken onun yaptıkları, bir yıldan az bir sürede, ne kadar mal kazandığı Emîr'ül-Mü'rninin' e gizli değil. Bu konuda Muttalib b. Abdullah ile aralarındaki çekişme malum. Tutumu öyle olan, dünyada dirhem ve dinardan başka bir arzusu olma­yan kimsenin para uğrunda, menfaat için imanını satması çok görüle­mez. Bununla beraber o Ali b. Hışam'e diyeceğini demiş, muhalefet edeceğinde de etmiştir.

Ebû Hassan Ziyâdi ye gelince, ona söyle: islâmda ilk olarak babasından başkasına nisbet edilen oğulluk yapılmış bir soyu var. Bunda Hz. Peygamberin hükmüne aykırı davranıldi. Halbuki onun izin­den gitmek gerekirdi. (Ziyad, Ebû Süfyan'ın gayrı meşru' çocuğu denir, babası bilinmediğinden tarihte Ziyad İbni Ebih diye geçer.) Ebû Has­san, bu Ziyad'la münasebeti olduğunu inkâr eder, Ebu Ziyad'a her­hangi birşey dolayısıyla nisbet olunduğunu söyler. Ma'ruf Ebû Nasr Tem mâ r, Emîr'ül-Mü'minin bunun aklının kıtlığını, ticaretinin kıtlığına benzetmektedir.

FazI b. Ferhan'a gelince: Ona şunu bildir: O Kur'an hakkında söylediği bu sözterle, Abdurrahman b. İshak'ın tevdi ettiği emanetleri, malları almak sevdasında. Elindeki mallara bunları da katıp çoğaltmaya temah ediyor. Zamanın ilerlemesi, günlerin uzamasıyla buna yol bula­mayacak. Abdurrahman b. İshak'a söyle ki, Allah hayrını vermesin, böylelerine güveniyor. Bu bir nevi şirk kapanıdır, tevhîdden sıyrılmadır. Muhammed b. Hatem, Muhammed b. Nuh ve Ma'ruf Ebû Ma'mer'e bildir ki,on!ar riba yemekle,faizcilikie meşguldürler.Tevhide sıra gelmiyor. Emîr'ül-Mü'minin, onlarla savaşmayı uygun görür. Allah Teâlâ nazil kıldığı kitabında öyleieriyle mücadeleye müsaade eder, onların emsaliyle caiz olunca, onlarla neden olmasın, onlar ribaya bir de şirk katıyorlar. Nasârâ misâli oldular,

Ahmed b. Şucâa söyle, sen onun düne kadar arkadaşısın, onu korudun, Ali b. Hişam'ın malından almasını sağladın. Onun dini, imanı;

dirhem ve dinardır.

Vasıtılı Sa'du'ya haber ver, mevki kapıp başa geçmek hırsıyla bu kadar tasannu gösteren, yapmacık hareketler yapan kimsenin Allah yüzünü kara etsin, o bu Kur'an mahlûk mu imtihanı vaktini fırsat bilip onun sayesinde emeline yaklaşmak istiyor ve ne zaman sorguya çeki­lip mevkiye oturacağını bekliyor.

Sicade'ye de ki, Fıkıh ve Hadis ehlinden dersine oturduğu kimse­lerden, Kur'an mahlûktur diye işitmediğini söylemesi çok garip, o zaman çekirdek saymakla, seccadesini düzeltmekle meşguldü belki, Ali b. Yahya'nın ona verdiği emanetler aklını mı aldı ki, onu tevhîdden şaşırtıyor. Ona tekrar sor bakalim. Yusuf b. Ebû Yusuf, Muhammed b. Hasan ne derlerdi, eğer onları gördü ve derslerinde bulundu ise, söyle­sin. Kavâriri, onun halı belli. Rüşvet ve yapmaca hareketler onun mezhebini ve kötü yolunu açıklamaya yeter. Aklı kıt, dini az. Cafer b. Hasan! onu soruşturmaya çekecektir.

Yahya b. Abdurrahman Omeri, her ne kadar Ömer b. Hattab evlâdından ise de cevabı belli.                        

Ömer b. Hasan b. Ali b. Asım, eğer selefinden geçmişlerin yolunda olsaydı, bu anlattığın fırkaların yolunu tutmazdı. Öyle anlıyo­rum ki, o henüz bir sabi, daha talinhe muhtaç. Emlr'ül Mü'minin sana Ebû Misheri gönderdi, ona Kur'an hakkında sordu, açık birşey söyle­medi, kem-küm etti, onun üzerine şiddet kullanıp kılıç görünce istemi-yerek ikrar etti. Onu yokla, ikrarında duruyor mu, yoksa döndü mü, eğer ikrarında duruyorsa bunu halka açıkla, ilân et.

Emîr'ül-Mü'minin'e gönderdiğin mektupta adlarını yazdığın kimse­lerden bu şirk   kokan   sözünden   dönmeyen,    Errnr'ül-Mü'minin yazdığı kimselerden veyahut burada ismi geçmeyip de Kur'an mahlûk­tur demeyen kimler varsa hepsini bağlı olarak, yanındaki muhafızlarla Emlr'ül-Mü'minin'in karargâhına yolla. Yolda iyi muhafaza edilsinler, Emîr'ül-Mü'minin'in karargâhına gelince orada emin görevlilere teslim olsunlar. Emîr'ül-Mü'minin onları sorguya çekecek. Eğer dediklerinden dönmezler ve tevbe etmezlerse, hepsini kılıçtan geçirecek, inşaallah. Lâkuvvete illâ billah.

Emîr'ül-Mü'minin bu emirnameyi sahil şehrinden Haritati Bendari-yeden yazıyor. verdiği hüküm gereğince, ümid ettiği sevaba nail olup Allah'ın rızasına yaklaşmak emeliyle acele gön­deriyor. Emîr'ül-Mü'minin'den sana gelen emirleri yerine getir. Emîr'ül-Mü'minin'e acele cevap yaz, Haritati Bendariye de neler oluyor bilsin, neler yapıyorlar malumu olsun, inşaallah.

 

Yazılışı: 218 yılı.

 

55- Bu Mes'eleyi Tarih Mizanında Tartmak Gerek;

 

İşte bu acı olayı dile getiren mektuplar. Ne kadar gereksiz yere, bu tatsız gürültü. Fakat olan olmuş. Fakat şimdi biz, Halife Me'mun'u bu yaptıklarıyla, başbaşa bırakalım mı, lüzumsuz yere bu âlimleri sınava çekip onlara bunca ezâ ve cefâ yapması yanına mı kalacak? Elleri bağlı zincirler içinde bu ulema kafilesini uzun yollara dökmesi, yolda bu zahmete dayanamayıp şehid düşenlerin âhı sorulmayacak mı? tarih bunu olsun yapmayacak mı? Ahmed b. Hanbel, bu uzun yolculuğa ancak vücudunun sağlamlığı, imanının kuvveti, ruhunun azimkârlığı, sabır ve sebatı sayesinde dayanabildi. Me'mun kendi yaptıklarıyla hın­cını alamadı, bu işkencenin sürdürülmesini vasiyet etmeden gitmedi. Onu buna sürükleyen sebep nedir? Bu sarp ve dikenli yola ulemayı sokup onlara eziyet etmekten maksadı ne? Bunun sebeplerini araştırıp öğrenelim, onu haklı gösterecek bir şey varsa, mazur görürüz, yoksa tarih önünde suçlu mevkiinde kalır. Tarih, bu mes'elenin ana hedefi olan Ahmed b. Hanbel'e karşı insaflı davrandı, ona hakkını vererek onu evliyalar, azizler derecesine çıkardı. Hattâ bazı taraftarları mübalağada ileri giderek onu Kıddisler arasında saydılar. Onun hayranlarından biri şöyle demiştir:

«Eğer Ahmed, Beni İsrail arasında bulunsaydı Pey­gamber sayarlardı»

 

56- Bu Fırtına Koparan Mektupları Me'mun Yazmış Olamaz, Onlar Ebû Duâdın İşi:

 

Me'mun'u bu işe iten sebebi gizli bırakmayıp açmak, kapalı bırakmayıp meydana çıkarmak istiyoruz. Tarih bunu zikrederken, kitap­lar nakil yaparken bunun cereyan tarzı ve mektupların yazılış dili, bütün bunlar bazı ipuçları veriyor. Buna Me'mun'u teşvik eden o kimse en bjüyük sorumluluğu yüklenir.

Me'mun, Mutezile âlimlerinden Ahmed b. Ebû Duâd'ı ken­dine vezir yapmıştır. Özel kâtibi, devlet işlerinde müşaviri, arkadaşı oydu. Onun nezdinde çok yüksek mevkii vardı. Hattâ kardeşine, kendi­sinden sonra onu mevkide tutmasını, sakın uzaklaştırmamasını vasiyet etti. Me'mun'un yazdığı mektupların dili açıkça gösteriyor ki, bunlar Ahmed b, Duâd'tn kaleminden çıkmadır. Bunları o yazmıştır. Mektup­lar, görüyoruz ki, uzun ve teferruatlı, Halifeler kendileri yazdıkları zaman, böyle uzun yazmadıkları bilinen birşey. Sonra mektupta Halife kelimesi daima gaip sıgasiyle, üçüncü bir şahıs gibi geçiyor. Mektubu yazan Halife kendisi olsa, birinci şahıs sığası kullanır, hep üçüncü şahıs sığası kullanılmış. Demek yazan halife değil, başkası. Sonra mektupta şunun bunun fetvalarına taan etmek, birinin ribayı helal sayması var, Me'mun gibi kültürü geniş biri bunlardan uza"k kalır. Bu durum karşı­sında biz: Bu mektuplar Me'mun hasta iken yazılmıştır, diyebiliriz. Bitkin bir halde hasta olduğundan bu yazılanlara izin vermiştir, yoksa kendisi sıhhata ve rahatı yerinde olsa, şuna buna taan edip dil uzatan, başkala­rının kusurlarını bulup ayıplarını meydana çıkaran bir mektubun, kendi namına gönderilmesine asla müsaade etmezdi. Yüksek işlere yönelen, küçük şeylere tenezzül etmeyen Me'mun gibilerinden böyle kusurlu şeyler beklenmez. Eğer bunları kendisi yazmış olsaydı, böyle yazmaz­dı, sıhhati ve kuvveti yerinde olsaydı, başkalarının yazdıklarını da ince­lemeden imzalamazdı. Onun için bizim tercihimiz şudur: Mektuplar gönderilirken onlara muttali olmadı, her ne kadar muhtevasını bilse de dikkatle göz atmadı veyahut da göz atsa da çok zayıf olduğundan, içindekilere tam vakıf olamadı. Zaten mektupların gönderildiği sıralarda

öldü.

 

57- Bu İşin Baş Sorumlusu Ebû Duâd'dır:

 

Biz biliyoruz ki, Me'mun eskidenberi bu görüşteydi, halife olmaz­dan önce dahi Kur'an mahlûktur, diyordu. Bunu münakaşa eder, mü­nazara meclislerinde bu dâvayı savunurdu. Fakat o zaman bunu gönül kırmadan, kalb incitmeden, akılları imtihana çekmeden, kimseye ezâ ve belâ vermeden yapıyordu. Hayatının sonunda neden bu kadar birden­bire değişti, bu adama ne oldu? Niçin bu ilmî mes'eleyi böyle belâlı ve işkenceli bir hâle soktu? Şüphe yok ki, bu işin teşvikçisi, bu mektupları yazan Ahmed b. Ebû Duâd'dır. Me'mun'un hastalığım, zayıf halini fırsat bilerek kendi içindekileri onun kaleminden ortaya dökmüş, mek­tupları, bu ateşli, zehirli dille yazmıştır. Mektupların öyle acı olmasına hırsla sarılmıştır.

Burada şaşırtıcı bir iki sual daha kaldı:

Me'mun bu yapacakları şeyleri kendisi Bağdad'da iken neden yapmadı. O zaman iş daha kolay olacaktı. Ulemanın hepsi orada, onun etrafında, o zaman onları imtiha

Bu haber 266 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

AHMET B. HANBEL

2- DELİL : SÜNNET

2- DELİL : SÜNNET 2- DELİL : SÜNNET

1. DELİL : KİTAP

1. DELİL : KİTAP 1. DELİL : KİTAP
Bir Garip Kul12 Temmuz 2011

Tarihte Bugün

Sayacımız


 

Bir kişinin veya bir eserin bu sitede bulunması, bu siteyi hazırlayanların bu kişiyi desteklediği anlamına gelmez. Bu sitenin amacı bu eserleri kullanıcılarının değerlendirmesine sunabilmektir. Sahibinin herhangi bir isteği olursa, eser siteden derhal kaldırılacaktır. lisans ihlalin İletişim sayfamızdan bize bildirebilirsiniz
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi