İlim Deryasi.com
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR İLAHİLER OYUNLAR DOSYALAR SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

Eposta Kayıt






hepsi burada

Oruç Tutmak Kendini Tutmaktır

Oruç Tutmak Kendini Tutmaktır

Tarih 18 Ağustos 2011, 13:25 Editör Admin

İn­san ken­di­ni tu­ta­ma­dı­ğı za­man, ken­di­ni yi­ti­ri­yor, kay­be­di­yor, böy­le­ce ken­di­ne ya­zık edi­yor, ken­din­den ge­çi­yor ve fe­lâ­ket­le­re dü­şü­yor

     İn­san ken­di­siy­le ba­rı­şık ol­ma­lı­dır. Ken­di­siy­le ba­rı­şık ol­ma­ya­nın der­di, yi­ne ken­di­siy­le­dir. Al­lah in­san­la­ra hak­sız­lık at­mez; in­san­lar ken­di ken­di­le­ri­ne hak­sız­lık eder­ler.

Kü­pün açin­de ne var­sa, dı­şı­na onu sız­dı­rır. Do­la­yı­sıy­la, ken­di­siy­le kav­ga­lı olan çev­re­siy­le ba­rı­şık ola­bi­lir mi?

İn­san ha­ya­tı bo­yun­ca yüz­leş­ti­ği olum­suz şart­lar kar­şı­sın­da pes et­me­me­li, ken­di­ni kay­bet­me­me­li­dir. Ken­di­ni kay­be­den han­gi hay­rı, han­gi se­va­bı ka­za­nır? Bu so­ru­ya an­cak 'hiç­bi­ri­ni' şek­lin­de ce­vap ve­ri­le­bi­lir. Ka­zan­mak, bi­raz da in­sa­nın ken­din­de ol­ma­sı ile iliş­ki­li­dir. İş­te oruç, in­sa­nın iyi­yi, gü­ze­li ve ya­rar­lı ola­nı ka­zan­ma­sın­da et­ki­li olan iba­det tür­le­rin­den sa­de­ce bi­ri­si­dir. Onun için Türk­çe'miz­de ''oruç tut­mak'' ta­bi­ri kul­la­nı­lır.

''Oruç'un Arap­ça'da­ki as­lı, ''savm/sı­yam''dır. Bu söz­cü­ğün kar­şı­sı­na lü­gat­ler ''tut­mak, zap­tet­mek, zap­t-ı rapt al­tı­na al­mak'' an­la­mı­na ge­len ''im­sak'' ke­li­me­si­ni yer­leş­ti­rir. Do­la­yı­sıy­la oruç, bir iba­det di­sip­li­ni­nin adı ola­rak, in­sa­nı kö­tü, se­vim­siz iş­ler yap­mak­tan alı­ko­yan, in­sa­nın ha­ya­tı­nı dü­zen­le­yen, der­le­yen, da­ğı­nık­lık­la­rı yok eden bir özel­li­ğe sa­hip­tir. Bu­nu Hz. Pey­gam­ber, te­laf­fuz ba­kı­mın­dan kı­sa ama an­lam ba­kı­mın­dan çok de­rin ve ge­niş bir ifa­de bi­çi­miy­le: ''Oruç, kal­kan­dır'' (Müs­lim, ''Savm'' 163) şek­lin­de ta­nım­la­mış­lar­dır. İş­te oruç da me­ca­zî an­lamd­a, be­lir­li sa­at­ler­de in­sa­nı ye­me-iç­me ve nef­sa­nî ar­zu­lar­dan uzak­laş­tır­dı­ğı için kal­ka­nın fonk­si­yo­nun­a ben­ze­til­miş­tir. Na­sıl ki bir sa­vaş al­eti olan okun, bir kim­se­ye isa­bet et­me­si­ne kal­kan en­gel olur­sa, gü­nah­la­rın mey­da­na gel­me­si­ne de oruç en­gel ol­du­ğun­dan do­la­yı, o kim­se­nin ce­hen­ne­me gir­me­si­ne ma­ni olur. Kö­tü­lük­le­re ze­min ha­zır­la­ya­cak is­tek­le­ri fren­ler.

Müs­lü­ma­nlar, Al­lah'ın em­ri­ne uya­rak bir ay bo­yun­ca Ra­ma­zan Ayı'nda oruç tu­tar­lar. Do­la­yı­sıy­la biz oruç tu­ta­rız. Bu söz bir ye­re ka­dar doğ­ru­dur. Asıl doğ­ru olan, biz oruç iba­de­ti­ni, oruç bi­zi tut­sun di­ye ye­ri­ne ge­ti­ri­riz.

Türk­çe'miz­de, “ken­di­ni tut­ma” ifa­de­si bir­çok an­lam­lar çağ­rış­tı­rır. Ken­di­ni tut­ma, bel­li bir ira­de eği­ti­mi so­nu­cun­da ger­çek­leş­ti­ri­len bir dav­ra­nış­tır. Çün­kü, in­sa­nın olay­lar kar­şı­sın­da ken­di­ni tut­ma­sı, kont­rol et­me­si çok zor bir olay­dır. Ha­ya­tın­da in­sa­nın ba­şı­na ne ge­li­yor­sa, ken­di­ni tu­ta­ma­dı­ğı/kont­rol ede­me­di­ği, da­ha­sı sa­bır ve me­ta­net gös­te­re­me­di­ği için ge­li­yor.

Gü­na­hlar, in­sa­nın hep ken­di­ni tu­ta­ma­yı­şı­nın bir so­nu­cu de­ğil mi­dir?

Tra­fik ka­za­la­rı, in­sa­nın ken­di­le­ri­ni bir­kaç sa­ni­ye tu­ta­ma­yı­şı­nın bir so­nu­cu de­ğil mi­dir?

Her ka­ti­lin adam öl­dür­me­si, ken­di­ni tu­ta­ma­dı­ğı için de­ğil mi­dir?

İn­san, di­li­ni tut­ama­dı­ğı için kar­şı­sın­da­ki kim­se­le­rin gö­nül­le­ri­ni kı­rıp dök­mü­yor mu?

 El or­ga­nı­nı tu­ta­ma­dı­ğı za­man vu­rup kı­rmı­yor mu?

 İn­san ken­di­ni tu­ta­ma­dı­ğı za­man, ken­di­ni yi­ti­ri­yor, kay­be­di­yor, böy­le­ce ken­di­ne ya­zık edi­yor, ken­din­den ge­çi­yor ve fe­lâ­ket­le­re dü­şü­yor.

İş­te bir ay bo­yun­ca 'oruç tu­tan' bir Müs­lü­man, ira­de eği­ti­min­den ge­çi­yor ve ken­di­si­ni olay­lar kar­şı­sın­da bı­ra­kma­ma­sı ge­rek­ti­ği­ni öğ­re­ni­yor. Oruç, sa­de­ce mi­de­ye de­ğil, bü­tün or­gan­la­ra ve zih­ne de tut­tu­rul­muş olu­yor. Bun­dan do­la­yı oruç, ki­şi­yi kö­tü­lük iş­le­mek­den alı­koy­sun, in­san ken­di­si­ni tut­sun di­ye Hz. Pey­gam­ber: ''Si­ze bi­ri­si kav­ga et­mek için sa­ta­şır­sa, ben oruç­lu­yum de­sin'' bu­yu­ru­yor.

Ken­di­ni tut­mak, ol­gun in­sa­nın işi ve de zor bir iş. Oruç bi­zi, bu zor işe ça­ğı­rı­yor. Ge­le­ne­ği­miz­de 'edep'; in­sa­nın had­di­ni, sı­nı­rı­nı bil­me­si­dir, di­ye ta­nım­la­nır. Er­kâ­nı da; eli­ne, di­li­ne ve be­li­ne sa­hip ol­mak­tır. Oruç tut­mak, bu gü­zel­lik­le­ri ka­zan­dı­rı­yor.

Ken­di­si­ni tut­tu­ğu­mu­zu san­dı­ğı­mız oruç, as­lın­da bi­ze ken­di­mi­zi tut­ma­yı öğ­re­ti­yor. Ye­me-iç­me, öf­ke ve şeh­vet gü­dü­mü­zü de­ne­tim al­tı­na al­ma­mı­zı sağ­lı­yor. Eğer in­sa­nın ak­lı, öf­ke ve şeh­vet gü­dü­le­ri­ne ege­men olur­sa, o kim­se­den er­dem­li dav­ra­nış­lar; eğer öf­ke ve şeh­vet gü­dü­le­ri ak­la ege­men olur­sa, o kim­se­den se­vim­siz dav­ra­nış­lar mey­da­na ge­lir. İş­te bü­tün bu nok­ta­lar­da da oruç in­sa­nı eği­ti­yor, ce­mi­yet için fay­da­lı ve ken­di­sin­den kor­kul­ma­yan, emin bir in­san kar­şı­mı­za çı­kı­yor. Bü­yük İs­lâm dü­şü­nü­rü İmam-ı Rab­ba­ni'nin şu sö­zü bu­na işa­ret et­mek­te­dir: ''Bir kim­se­nin ra­ma­zan ayı düz­gün ge­çer­se, se­ne­nin di­ğer ka­lan ay­la­rı da düz­gün ge­çer.”

Top­lum­sal ha­yat­ta, asa­yi­şi bo­zan ya da yüz kı­zar­tan suç­la­rın bi­le yok de­ne­cek dü­zey­de azal­dı­ğı ay, ger­çek­ten oruç ayı­dır. Oru­cun, in­san­da iyi­lik­le­rin, gü­zel­lik­le­rin, mer­ha­met va şef­kat eği­ti­mi­nin ve­ril­me­sin­de çok önem­li bir va­sı­ta ol­du­ğu he­pi­mi­zin ma­lu­mu­dur.

İn­san, nef­si­ni, iç­gü­dü­le­ri­ni ve öf­ke­si­ni oruç­la kont­rol al­tı­na alır­sa, ira­de­si güç­le­nir, ru­hu saf­la­şır, şah­si­ye­ti ge­li­şir. İş­te bu ne­den­le oru­cu farz kı­lan ayet şöy­le bi­ter: ''Umu­lur ki bu sayede kö­tü­lük­ler­den ko­ru­nur­su­nuz.'' (Ba­ka­ra, 183) Aye­tin bu kıs­mı, oruç­tan el­de edi­le­cek ka­zan­cı, ya­ni oru­cun ama­cı­nı açık­lar. İş­te bu yüz­den, oruç tut­mak in­sa­nın olay­lar kar­şı­sın­da in­fi­ale ka­pı­la­rak ken­di­si­ni kay­bet­me­si de­ğil, bi­raz da in­sa­nın ken­di­si­ni tut­ma­sı­dır. Ki­şi oru­cu âdâp ve er­ka­nı­na uy­gun bir şe­kil­de ne ka­dar gü­zel tu­tar­sa, oruç da ki­şi­yi o ka­dar tu­tar.

De­mek ki in­san oruç tu­tar, oruç da in­sa­nı tu­tar. İn­sa­nın nef­si­ni ıs­lah et­mek­le onun ru­hu­nu in­cel­te­rek, iyi­lik­le­rin ve gü­zel­lik­le­rin pay­la­şıl­ma­sı­na mo­ti­ve eder. Ör­ne­ğin, yok­sul ve kim­se­siz­le­re ye­mek ye­dir­mek, giy­dir­mek, fe­la­ke­te uğ­ra­mış olan kim­se­le­rin bi­raz ol­sun a­cı­la­rı­nı din­dir­mek, sı­kın­tı­la­rı­nı ha­fif­let­mek için mad­di-ma­ne­vi yar­dım­la­rıy­la kat­kı­da bu­lun­mak, her­ha­ngi bir yer­de top­lu­mun men­fa­ati­ne ya­pı­la­cak ya­rar­lı bir iş var­sa, he­men ora­ya koş­mak gi­bi. Bü­tün bu gü­zel­lik­ler, oru­cun gö­nül­ler­de es­tir­di­ği de­ği­şim rüz­gar­la­rı­nın bir so­nu­cu­dur.

Oruç da na­maz gi­bi be­de­nî bir iba­det­tir. Oruç bir ay müd­det­le bü­tün iç or­gan­la­rı­mı­zı özel­lik­le mi­de­mi­zi ve ka­ra­ci­ğe­ri­mi­zi din­len­di­rir. Be­de­nin ha­re­ke­ti­ni dü­zen­ler. Be­de­ne gü­zel­lik ve zin­de­lik ve­rir. İn­san­lar­da ul­vî duy­gu­lar uyan­dı­rır. Al­lah’a bağ­lı­lı­ğı­nı ar­tı­rır. Bu se­bep­le Hz. Pe­ygam­be­rin: ''Oruç tu­tun, sıh­hat bu­lun” bu­yur­ma­la­rı­nın te­mel esp­ri­si bu­dur.

Oruç, duy­gu eği­ti­mi­nin önem­li bo­yut­la­rı olan, sev­gi, es­te­tik, iyi ah­lâk ve şef­kat duy­gu­la­rı­nı ge­liş­ti­rir. İn­san­lar ara­sın­da sos­yal bağ­la­rın güç­len­me­si­ne ve­si­le olur.

Oruç, in­san­lar­da ben­cil­li­ği gi­de­rir; pay­laş­ma­nın bir er­dem ol­du­ğu­nu ha­tır­la­tır. İn­sa­nı sos­yal­leş­ti­rir; in­sa­na, yok­sul­la­rı ko­ru­ya­cak bir so­rum­lu­luk duy­gu­su ve alış­kan­lı­ğı ka­zan­dı­rır.

Oruç, mül­kün ve her şe­yin te­me­li olan ada­let­ten uzak­laş­ma­mak ge­rek­ti­ği eği­ti­mi­ni ve­rir. Sa­hip ol­du­ğu­muz ni­met­le­rin de­ğe­ri­ni an­la­ma­mı­za yar­dım­cı olur.

Oruç tut­mak­la, aç­lık ve su­suz­lu­ğun ne an­la­ma gel­di­ği­ni biz­zat ya­şa­ya­rak, ba­şı­mı­za ge­le­bi­le­cek sa­vaş hâ­li, yok­sul­luk, dep­rem gi­bi ni­ce mah­ru­mi­yet­ler kar­şı­sın­da na­sıl sa­bır gös­te­ri­le­rek di­re­ni­le­bi­le­ce­ği­ni öğ­re­tir. Bu açı­dan oruç, en gü­zel bir eği­ti­ci­dir.

Eğer İs­lâm ne­dir? di­ye so­ru­la­cak olur­sa, tek cüm­le ile İs­lâm; ne­za­ket ve di­sip­lin di­ni­dir, de­ni­le­bi­lir. İş­te oruç, bi­ze bu iki gü­zel­li­ği ka­zan­dı­ra­cak­tır.

Ruh sağ­lı­ğı ve gö­nül hu­zu­ru açı­sın­dan Ra­ma­zan ayı son de­re­ce önem­li­dir. Çün­kü o, bir ay bo­yun­ca bir kim­se­nin 24 sa­ati­ni meş­gul eder. Ör­ne­ğin, sa­hur vak­tin­de kal­kı­la­cak, sa­hur ye­me­ği ye­ni­le­cek, vak­tin doğ­ru­lu­ğu he­sap­la­na­cak, çün­kü fa­lan sa­at fa­lan da­ki­ka­da ar­tık ye­mek-iç­mek ka­pı­sı ka­pa­na­cak­tır.

Gün­düz, fa­lan fa­lan iş­ler ya­pı­la­cak, ica­bın­da top­lu­mun ih­ti­yaç sa­hip­le­ri­nin mad­di­ ma­ne­vi ih­ti­yaç­la­rı kar­şı­la­na­cak, böy­le­ce bir­çok in­san se­vin­di­ril­miş ola­cak­tır. Bu, zen­gin ve fa­kir Müs­lü­ma­n­lar ara­sın­da ku­ru­lan bir ba­rış, kar­deş­lik, dost­luk köp­rü­sü­ne dö­nü­şe­cek, böy­le­ce, top­lu­mun sos­yal do­ku­su da­ha bir güç­le­ne­cek, bir­lik duy­gu­la­rı da­ha bir kuv­vet­le­ne­cek an­la­mı­na ge­lir.

Ak­şam vak­ti, tam vak­tin­de if­tar edi­le­cek­tir. Ye­mek ye­ne­cek, is­ti­ra­hat edi­le­cek, son­ra ''te­ra­vih'' na­ma­zı­na ge­çi­le­cek­tir. Her se­ne, bü­tün se­ne­nin bu bir ayı zar­fın­da mun­ta­zam, prog­ram­lı bir şe­kil­de Müs­lü­man­lar ken­di­le­ri­ni eği­te­cek­ler­dir. Böy­le bir di­sip­lin, Müs­lü­man'ın ha­ya­tın­da vak­tin son de­re­ce de­ğer­li ol­du­ğu iz­le­ni­mi­ni ka­zan­dı­rır.

Ay­nı za­man­da Ra­ma­zan ayı, sos­yal bo­yu­tu olan bir ay­dır. İs­lâm di­nin­de Ra­ma­zan ayı, top­lu iba­det ayı ola­rak kı­lın­mış­tır. Bü­tün Müs­lü­man­lar ay­nı şe­kil­de be­lir­len­miş za­man di­li­min­de oruç­la­rı­nı tu­tar­lar ve na­maz için ca­mi­de top­la­nır­lar. Böy­le­ce iba­de­tin iç­ti­maî bo­yut­ta te­za­hür eden coş­ku­su­nu hep bir­lik­te ya­şar­lar ve bir­bir­le­riy­le gö­rü­şüp bu­luş­ma im­ka­nı el­de eder­ler.

Oruç, ça­ğı­mı­zın mo­dern bir has­ta­lı­ğı olan yal­nız­lık psi­ko­lo­ji­si­ne son ver­me­nin adı­dır.

Ne­ti­ce­de, fer­di ola­rak ya­pı­lan oruç iba­de­ti, iç­ti­maî bir iba­det hâ­li­ni al­mış olur. Bir kim­se tek ba­şı­na oruç tu­tar­sa, ah­lâ­kî ve ru­hî fay­da­lar el­de eder ama, top­lu ola­rak tu­tu­lan oruç da bu fay­da­lar da­ha çok el­de edil­miş olur. Ay­rı­ca, Ra­ma­zan ayı­nın ma­ne­vî ha­va­sı, bü­tün top­lum ke­sim­le­rin­de iyi­lik­le­ri öne çı­kar­ma, kö­tü­lük­ler­den sa­kın­ma ve tak­va ru­hu ile do­nan­ma gi­bi ah­la­ki alış­kan­lık­lar ka­zan­ma­mı­za hiz­met et­miş olur.

Prof.Dr. Ramazan ALTINTAŞ

(Diyanet Aylık Dergi, Ekim 2005)

Bu haber 273 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Oruç

FİTRE (Fıtır Sadakası)

FİTRE (Fıtır Sadakası) FİTRE (Fıtır Sadakası)

Peygamberimizin oruçluya 4 tavsiyesi

Peygamberimizin oruçluya 4 tavsiyesi İşte Alemlerin Efendisi (S.A.V)'nin orucu rahat tutabilmek için müminlere tavsiye ettiği o maddeler...
Bir Garip Kul12 Temmuz 2011

Tarihte Bugün

Bir kişinin veya bir eserin bu sitede bulunması, bu siteyi hazırlayanların bu kişiyi desteklediği anlamına gelmez. Bu sitenin amacı bu eserleri kullanıcılarının değerlendirmesine sunabilmektir. Sahibinin herhangi bir isteği olursa, eser siteden derhal kaldırılacaktır. lisans ihlalin İletişim sayfamızdan bize bildirebilirsiniz
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi